Son günlerde hayatımdaki gidişat Murphy Kanunlarıyla içli dışlı olduğu için daha iyi anlıyorum insanın başına gelecek olayların olasılığını. O yüzden Canım Ailem dizisini daha da “canım” buluyorum. Murphy Kanunlarını temel alarak gidiyor dizi. Ne zaman beklenmedik bir şey var o gelir başlarına.
Dizi çok hareketli ve duygusal başladı. Silahlar ve gözyaşları patladı. Şapşal Kenan yüzünden Samim bok yoluna gidecekti. Kenan karakterine sinir oluyorum. Pısırık erkek güzeli! Böyle tiplerden oldum olası nefret etmişimdir. Ama gene kurtardı eleştirilerden kendisini silahın önüne atlayarak.
Dizi çok hareketli ve duygusal başladı. Silahlar ve gözyaşları patladı. Şapşal Kenan yüzünden Samim bok yoluna gidecekti. Kenan karakterine sinir oluyorum. Pısırık erkek güzeli! Böyle tiplerden oldum olası nefret etmişimdir. Ama gene kurtardı eleştirilerden kendisini silahın önüne atlayarak.
Dizide yine ayrıntı güzellemesi vardı. Nedense yine Feride’nin sahneleri bu ayrıntılarla güzeldi. Babaları bavulu hazırlarken Feride’nin “Baba bırak elini öpelim” diyerek adamın elini öpmek istemesi duygusal bir sahne olmasına rağmen gülümsememe neden oldu. Böyle kavga veya küsme gibi kritik anlarda kafa karıştıran cümleler kurulur ya, bu cümle de onlardandı. Adam gitmeye çalışıyor, Feride el öpüp kafa karıştırmaya çalışıyor. Başka bir detay vücut dilini kullanarak eliyle ağzını fermuarlama sahnesi. Kadının eli, gözü, kaşı oynuyor maşallah. Bunun yanında “Bana kaymak olmasın, dokınıyor” diyalogu da çok güzeldi. Kim koyduysa eline sağlık valla. “Dokunmak” sözcüğü bu tarz kadınlar tarafından her zaman yanlış söylenmiştir. “Dokanmak, dokınmak” olarak türevleri mevcuttur piyasada : ) Ayrıca Seyhan’ın yalanını örtbas ederken el hareketleri de ayrı bir eğlenceydi. Arkadaşının zehirlendiğini ve cırcır olduğunu “tak tak” el hareketleri ile anlattı.
Dizide Feride’nin kullandığı Nokia cep telefonunu neden bantladılarsa. Hiç sevmiyorum şu bantlama ve flulama olaylarını. Dizinin büyüsünü bozuyor.
Ali’nin kafası ne zaman atsa Mersin’e gideceğim demeleri artık kabak tadı vermeye başladı. Annesinin evine giden evli kadınlar gibi. Bi dur haaaa yerinde.
Ali’nin kafası ne zaman atsa Mersin’e gideceğim demeleri artık kabak tadı vermeye başladı. Annesinin evine giden evli kadınlar gibi. Bi dur haaaa yerinde.
İçli içli bir kişiyi anıp ağlarken o kişinin adını söyleyip ağlarız ya, Meliha da “baba” diyerek ağlıyordu. Birisinin adını anarak ağlamak dünyanın en kötü ağlamasıdır. İnsan kendini yerden yere atar, avazı çıktığı kadar ağlar. Çok garip bir duygudur. Meliha’nın ağlarken Samim’in kalpli aynasını atıp kırması da içimi burktu. Ertesi gün soluğu aynacıda aldı yaptırmak için ve aynacının alaycı bakışlarını görünce “Ne oldu?” diye sorması bana yine çok sevdiğimiz eşyaları hatırlattı. Hani çok severiz ya bazı eşyaları ama utanırız da o eşyalardan. Örnek hiç aklıma gelmedi ama mutlaka sahip olmuşuzdur böyle birkaç eşyaya. Meliha’nın da kalpli aynasıydı. Hem çok seviyor hem de “Ne oldu beğenemedin mi?” cevabını yapıştırıyor. Samim’in sürpriz yapıp kalpli aynayı verirken de gözlerim nemlendi.
-Yalana bak ağladın beee .
-Ne yapayım ama, hep Zeki Müren’in suçu.
Canım Ailem dizisinin sevdiğim bir başka yönü de “kanon” özelliği. Birkaç sahneyi aynı anda verip kanon tadı veriyor. Feride ile Halim nikâh şekerleri hakkında konuşurken ve Meliha’nın bir şeyler yerkenki hallerini gösterirken Seyhan sessiz sessiz dramını yaşıyordu arkada. Birkaç duygu halini tek bir karede görmek güzel bir şey.
Seyhan’la ilgili birkaç şey de söyleyeyim. Kızım yaşın kaç başın kaç senin? Daha 25 yaşındasın, ne bu gözaltı torbaları yahu. Çok mu yoruyorlar sette anlamadım ki? Salatalık falan koy gözlerine, dinlendir kendini ya. Bu bölümde bir de giydirmişler sana incecik yarım kollu paltoyu. Ali ile konuşurken ellerin titriyordu soğuktan. Şansına da bütün dış sahne çekimleri gelmiş o paltoyla. Hasta olmazsan iyidir yani : )
Dizinin gençlik kollarında da hareketlenme var. Nette bir oyuncu ile tanıştığını söyleyen Duru, diziyle ilgili kokain, eroin ve ilaçlı gazoz “flashforward”ları yapmama neden oldu. Şimdilik oyuncu olduğunu iddia eden çocuğa hiç düşünmeden annesinin yüzüğünü verdi. Muhtemelen yüzüğü geri alamadığında annesine yüzüğün Yiğit tarafından çalındığını söyleyecek. Yiğit yemekte demişti ya, “Tamam yazılacağım basket kursuna. Gerekirse banka soyacağım” diye. Olan Yiğit’e olacak yine.
Dizi Emirgan’da çekilmesine rağmen Ali neden Harem otogarına gidiyor anlamadım. El insaf yani, Harem nerde Emirgan nerde? Esenler otogarı veya Kavacık terminali deselerdi bari. Servisle gitsen bile Avrupa yakasından Anadolu yakasına götüren servis yoktur. Gözümüzden kaçamaz efenim : )
Dizinin gençlik kollarında da hareketlenme var. Nette bir oyuncu ile tanıştığını söyleyen Duru, diziyle ilgili kokain, eroin ve ilaçlı gazoz “flashforward”ları yapmama neden oldu. Şimdilik oyuncu olduğunu iddia eden çocuğa hiç düşünmeden annesinin yüzüğünü verdi. Muhtemelen yüzüğü geri alamadığında annesine yüzüğün Yiğit tarafından çalındığını söyleyecek. Yiğit yemekte demişti ya, “Tamam yazılacağım basket kursuna. Gerekirse banka soyacağım” diye. Olan Yiğit’e olacak yine.
Dizi Emirgan’da çekilmesine rağmen Ali neden Harem otogarına gidiyor anlamadım. El insaf yani, Harem nerde Emirgan nerde? Esenler otogarı veya Kavacık terminali deselerdi bari. Servisle gitsen bile Avrupa yakasından Anadolu yakasına götüren servis yoktur. Gözümüzden kaçamaz efenim : )
Seyhan ve Ali ilişkisine de hemen yorumumu yapıştırayım. Başka bir ilişkiden çıkıp o ilişkideki kişiyi üzerek yeni bir ilişkiye başlamak hiçbir zaman iyi sonuçlanmamıştır. Söylenen sözler ve edilen beddualar o ilişkiye baştan 1-0 yenik başlamanıza neden olur zaten. Her zaman “Bizimkisi büyük aşk, neleri göze aldık” diyerek yola çıkarlar ve biri mutlaka diğerini yolda bırakarak hayatına devam eder. Neyse ki Ali bunu anladı da bıraktı Seyhan’ı, çünkü hiçbir hayır gelmeyecekti ilişkilerinden.
P.S. Aşçı bulma çabaları dizi kadrosuna bir yetenek daha girecek sinyallerini verdi çoktan. Kim girecek acaba aşçı kadrosuna?



