Ali mi Halim mi karar veremiyorum yine? :) Kilo : 55 / Sigara : 34
31 Mart 2009 Salı
Seyhan Jones’un Günlüğü
Ali mi Halim mi karar veremiyorum yine? :) Kilo : 55 / Sigara : 34
24 Mart 2009 Salı
İstersen Solaryuma Gir, Kafan Dağılır!
Yiğit’in bir önceki bölümde saçları uzundu, bu bölümde ise saçını kestirmiş. Güya geçen bölümden, yani aynı günden devam ediyor, solaryum salonunun açıldığı gün. Madem bu saç detayını göremiyorsunuz neden bu bölümde Yiğit’i 10 saniyeliğine oynatıyorsunuz ki? Amatörler!
17 Mart 2009 Salı
Kod Adı: Zehra!
Seyhan’ın üzerine yoğunlaşmışlar bu bölümde. Yatak sahnesi çok eğlenceliydi. Gelen mesaja “Bankanın teki. Ekstra puan veriyorlarmış” demesi ve üzerine Feride’nin “Kız, cevap mı yazıyorsun bankaya” diye atışmaları unutulmaz sahnelerden bir tanesiydi. Bir ara, Seyhan’a duble kurşun dökerlerken herkesin şüphelendiği Zehra’nın mesajını gören Feride, Seyhan’ın lezbiyen olduğunu düşünecek zannettim. Ben mi çok fesatım onu da anlamadım, ama diziye 2-3 bölüm lezbiyenlik şüphesi düşseydi hoş olmaz mıydı? Hatta çok entrikalı olurdu. Kızkardeşim lezbiyen olsa ne olurdu vicdanını da yaşatırdı herkese. Diziye ayrı bir heyecan katardı işte. Meliha, “Lezbiyeeeen, Lezbiyeeeen” gibi bağrıp dururdu Samim’e : ) Amaa nerdeee, aile dizisi ya, toz konduramazlar şimdi böyle şüphelere.
Eda’nın dramasını işlemeye çalıştılar ama o kadar başarılı değildi. Türk dizi sektörü hala ergen dramasında başarılı değil. Bursu geri vermesi iyi şeylere vesile olacak ama. Yani en azından 2 okul arasında mekik dokuyan senaryo ekibi, olay yaratma konusunda kendini paralamayacak. Tek okulda her şey daha güzel olacak.
10 Mart 2009 Salı
Ayranı Yoktur İçmeye Morgan’la Gider Haliç’e!
Halim’le Seyhan’ın durumu içler acısı. İnsan ilişkileri gerçekten ipin ucunda onu görüyorum. Hayır, zaten biliyoruz hepimiz, ama görmek istemiyoruz nedense. Sevgililer birbirlerini ne kadar çok sevse de biri hep fazla sever ya, olan da hep o fazla sevene olur. Seyhan bir kalemde atsa da Halim “Ömür geçti be, pat diye kestirip nasıl anlatayım” deyişi hep bu fazla sevmekten. Erkeklere güvenmeyen kadınların içine belki umut doğuyordur Halim gibi örnekleri gördükçe. Ama insan bu, hep acı çektirenin peşinde.
Meliha’nın kendi kendine yıldönümü kutlamasına Feride ve Seyhan çok güldü ama benim içim çok burkuldu. Seven insan böyle işte, hatıralardan kendi kişisel arşivini kurar küçük dünyasında.
Mertcan’ı neşelendirmeye çalışmaları Mertcan’dan çok beni neşelendirdi. Meliha’nın çizdiği evin çatısını beğenmeyen Feride “Abla çatıyı yamuk çizdin” dediğinde Meliha yapıştırıyor cevabını: “ Onun modeli öyle, İsviçre çatısı” :)
Kenan’ın solaryum işine soyunması Feride’yi bronzlaştıracak, pardon yakacak sanırım : ) Olan Feride’nin 10 bin lirasına olacak, Kenan batacak yine. Ama matrak şeyler de çıkabilir bu işten. Mesela bütün mahalle, Meliha, Feride, Kenan, Seyhan da dahil olmak üzere solaryum sevdasına kapılıp havuç renginde dolaşabilirler. Düşüncesi bile komik :)
4 Mart 2009 Çarşamba
Başka Türlü Sevileceğini Bilmiyordum Ki!
Bu bölümde en çok Feride’nin cep telefonu ile konuşurken konuşmayı bırakarak dua etmesine, bir de Meliha’nın Samim’e düğüne katılanlara açıklama yapmasını söylerken “Ailenin kaderi de, evlenemiyor bu kardeşler de” deyişine güldüm. İkincisi çok dramatikti ama nedense kahkahalara boğuldum : )
24 Şubat 2009 Salı
Filiz Akın Topuzu
Haliiiim, seni var ya hiç sevemedim ama gönlü bol adamsın, oradan gözüme girdin bak. İçin iyilik dolu, arada kötü davransan da insanlara hep sevginden biliyorum. Seyhan’ı çok seviyorsun ama karşılıklı sevgi ve aşkı bulmak zor be gülüm. Haliiim var ya, senin bu overacting sevinç ve şaşırmalarının hastasıyım. Köydeki ergen kızların flört etmeleri kadar doğalsın hareketlerinde. Bekarlığa veda partisi ve potpori çerez muhabbetlerindeki davranışların tam seyirlikti.
Ferideeeeeeeee, sen var ya bitanesin. Ölürüm ben sana. Gene kafa karıştırıcı hareketler yaptın bu bölümde de. Herkes Seyhan’dan bahsederken sen Saime teyzeye “Saime teyze orta şekerli” diyerek dağıttın konuyu. Halim’e mutfakta, Seyhan’ın sürekli eve tatlı getirdiğinden, tatlısız bırakmadığından ve Kenan gibi ilgisiz konulardan bahsettin. Helal olsun sana. Filiz Akın topuzu ile krape çok yakışır eminim : )
Son olarak hepinize sesleniyorum. Böyle ezik düğün organizasyonu mu olur ya? Çevremdeki düğünlerden biliyorum, ilk önce damat gelini ve kız tarafındaki saçı yapılacak tüm kızları kuaföre götürür. Kuaförde hiçbir yerde olmayan büyük bir izdiham yaşanır ve damat tonlarca para bayılır oraya. Sonra fotoğraf çekim seansı başlar foto stüdyoda. Abidik gubidik fotoğraflar çekilir. Gelin damadın arkasına geçer ve koala gibi poz verir. İkisi aynı yere sabit bakarlar, baktıkları yerde fotoshoplu Eiffel Kulesi vardır. Damat parmağıyla bir yere işaret eder, işaret ettiği yerde ya kuş ya da şömineli bir ev vardır. Niye bu sahneler yoktu bu bölümde. Söyleyin bana! Hele düğün alayı nedir ya, bir araba ve iki taksi ile düğün alayı mı olur Allah aşkına? Nerde bu güzelim detaylar? Hiç yakıştıramadım valla : )
17 Şubat 2009 Salı
Bana Kaymak Dokınıyor!
Dizi çok hareketli ve duygusal başladı. Silahlar ve gözyaşları patladı. Şapşal Kenan yüzünden Samim bok yoluna gidecekti. Kenan karakterine sinir oluyorum. Pısırık erkek güzeli! Böyle tiplerden oldum olası nefret etmişimdir. Ama gene kurtardı eleştirilerden kendisini silahın önüne atlayarak.
Dizide yine ayrıntı güzellemesi vardı. Nedense yine Feride’nin sahneleri bu ayrıntılarla güzeldi. Babaları bavulu hazırlarken Feride’nin “Baba bırak elini öpelim” diyerek adamın elini öpmek istemesi duygusal bir sahne olmasına rağmen gülümsememe neden oldu. Böyle kavga veya küsme gibi kritik anlarda kafa karıştıran cümleler kurulur ya, bu cümle de onlardandı. Adam gitmeye çalışıyor, Feride el öpüp kafa karıştırmaya çalışıyor. Başka bir detay vücut dilini kullanarak eliyle ağzını fermuarlama sahnesi. Kadının eli, gözü, kaşı oynuyor maşallah. Bunun yanında “Bana kaymak olmasın, dokınıyor” diyalogu da çok güzeldi. Kim koyduysa eline sağlık valla. “Dokunmak” sözcüğü bu tarz kadınlar tarafından her zaman yanlış söylenmiştir. “Dokanmak, dokınmak” olarak türevleri mevcuttur piyasada : ) Ayrıca Seyhan’ın yalanını örtbas ederken el hareketleri de ayrı bir eğlenceydi. Arkadaşının zehirlendiğini ve cırcır olduğunu “tak tak” el hareketleri ile anlattı.
Ali’nin kafası ne zaman atsa Mersin’e gideceğim demeleri artık kabak tadı vermeye başladı. Annesinin evine giden evli kadınlar gibi. Bi dur haaaa yerinde.
İçli içli bir kişiyi anıp ağlarken o kişinin adını söyleyip ağlarız ya, Meliha da “baba” diyerek ağlıyordu. Birisinin adını anarak ağlamak dünyanın en kötü ağlamasıdır. İnsan kendini yerden yere atar, avazı çıktığı kadar ağlar. Çok garip bir duygudur. Meliha’nın ağlarken Samim’in kalpli aynasını atıp kırması da içimi burktu. Ertesi gün soluğu aynacıda aldı yaptırmak için ve aynacının alaycı bakışlarını görünce “Ne oldu?” diye sorması bana yine çok sevdiğimiz eşyaları hatırlattı. Hani çok severiz ya bazı eşyaları ama utanırız da o eşyalardan. Örnek hiç aklıma gelmedi ama mutlaka sahip olmuşuzdur böyle birkaç eşyaya. Meliha’nın da kalpli aynasıydı. Hem çok seviyor hem de “Ne oldu beğenemedin mi?” cevabını yapıştırıyor. Samim’in sürpriz yapıp kalpli aynayı verirken de gözlerim nemlendi.
-Yalana bak ağladın beee .
-Ne yapayım ama, hep Zeki Müren’in suçu.
Canım Ailem dizisinin sevdiğim bir başka yönü de “kanon” özelliği. Birkaç sahneyi aynı anda verip kanon tadı veriyor. Feride ile Halim nikâh şekerleri hakkında konuşurken ve Meliha’nın bir şeyler yerkenki hallerini gösterirken Seyhan sessiz sessiz dramını yaşıyordu arkada. Birkaç duygu halini tek bir karede görmek güzel bir şey.
Dizinin gençlik kollarında da hareketlenme var. Nette bir oyuncu ile tanıştığını söyleyen Duru, diziyle ilgili kokain, eroin ve ilaçlı gazoz “flashforward”ları yapmama neden oldu. Şimdilik oyuncu olduğunu iddia eden çocuğa hiç düşünmeden annesinin yüzüğünü verdi. Muhtemelen yüzüğü geri alamadığında annesine yüzüğün Yiğit tarafından çalındığını söyleyecek. Yiğit yemekte demişti ya, “Tamam yazılacağım basket kursuna. Gerekirse banka soyacağım” diye. Olan Yiğit’e olacak yine.
Dizi Emirgan’da çekilmesine rağmen Ali neden Harem otogarına gidiyor anlamadım. El insaf yani, Harem nerde Emirgan nerde? Esenler otogarı veya Kavacık terminali deselerdi bari. Servisle gitsen bile Avrupa yakasından Anadolu yakasına götüren servis yoktur. Gözümüzden kaçamaz efenim : )
Seyhan ve Ali ilişkisine de hemen yorumumu yapıştırayım. Başka bir ilişkiden çıkıp o ilişkideki kişiyi üzerek yeni bir ilişkiye başlamak hiçbir zaman iyi sonuçlanmamıştır. Söylenen sözler ve edilen beddualar o ilişkiye baştan 1-0 yenik başlamanıza neden olur zaten. Her zaman “Bizimkisi büyük aşk, neleri göze aldık” diyerek yola çıkarlar ve biri mutlaka diğerini yolda bırakarak hayatına devam eder. Neyse ki Ali bunu anladı da bıraktı Seyhan’ı, çünkü hiçbir hayır gelmeyecekti ilişkilerinden.
P.S. Aşçı bulma çabaları dizi kadrosuna bir yetenek daha girecek sinyallerini verdi çoktan. Kim girecek acaba aşçı kadrosuna?
21 Ocak 2009 Çarşamba
Boş Geç! Bize Ne Ya!
Samim ve Meliha’nın birbirlerinden ayrı duvara bakarak konuşmaları İspanyol pembe dizileri tadı verdi biraz. Meliha Soledad ve Samim Fernando formundaydılar.
Ayrıca, Meliha’nın Virginia Woolf edasıyla mektup yazması da hoştu. Eserinde öldürdüğü bir başkarakter yoktu ama çok iyi bir ders verdiği başkarakter vardı. Samim’e otobüs durağında randevu verdi ve 1 saat bekletti. Samim 1 saat bekledikten sonra dayanamadı ve oradan ayrılırken kenardan onu izleyen Meliha yanına geldi. Geç kalmasına sinirlenen Samim’e “1 saat bekleyince bak ne hale geldin. Ben 20 sene böyle bekledim, yağmurda, çamurda, düğünde, seyranda” dedi. Çok hüzünlü bir sahneydi. Nasıl bir sevgi ve aşktır ki bu, gerçekten böyle insanlar var mıdır acaba? 20 sene bekledikleri adamlara hala ilk günkü heyecanla bakan kadınlar.
Feride’nin arkadaşlarıyla hastanenin köşe başında oturarak muhabbet etmeleri de gülümsememe neden oldu. Feride “Hastayı sedyeyle aldık, yürüyerek çıktı” diye bir şey anlatıyordu, ama gördüğüm o kare resmen konfeksiyonda çalışan overlokçu kızların mola saati gibiydi. Overlokçu kızlar, yemek saatinde yemeklerini bitirince dışarı çıkarlar ve böyle bir kenara oturup dedikodu yaparlar. Nerden mi biliyorum, bir zamanlar son ütücüydüm de oradan biliyorum biraz ( Şakaaaa : ) )
Bence evlilik meraklısı Feride ve Halim’i evlendirsinler, dizinin senaristleri böyle bir şey yapsın. Alan memnun satan memnun olur. Evlilikle kafayı bozmuş insanları anlayamıyorum bazen. Feride’nin dediği gibi “Boş geç! Bize ne ya!” diye ayar vereyim bari kendime. Bana ne oluyorsa, evlenen evlensin!
Mertcan’ı Michael Jackson’a benzetiyorum. Ten rengi Jackson abimizin 15. estetik ameliyatındaki rengi gibi. Şimdi de Mertcan’da overacting Michael Jackson mimikleri gelişmeye başladı. Kesin daha sevimli olsun, daha tatlı olsun diye “Şöyle bak canım, böyle göz kırp. Bitanem boynunu sağ yatır, dudağını bük” gibi taktikler veriyorlardır. Bir rahat bırakın çocuğu da maymun etmeyin haaaa!
7 Ocak 2009 Çarşamba
Abdominal Karın Kası Yapıyorum
Dedim ya dizginlerimizi birileri tutuyor diye, dizide başka bir örnek de Eda’nın sponsorlarının, yani burs vererek okulda kalmasını sağlayan arkadaşının ailesinin tutumuydu. Tatil planı yapıyorsun ve sırf arkadaşının annesi okul paranı ödüyor diye kızını sınava çalıştırmak zorundasın. İnsanlar böyle işte, yardım edersin karşılığında da etinden sütünden yararlanmaya çalışırlar. Madem çok paran var kızına özel hoca tut, 3 kuruş para verdin diye insanların hayatlarını yönetmek ne demek. Samim, kadını arayarak tatile gideceklerini ve Eda’nın da gelmesi için yalvarırken bile “Yine fedakarlığı bizden bekliyorsunuz” cevabını yapıştırıyor kızını çok umursayan anne! Sanki sana fedakârlık yap diyen oldu, bıraksaydınız kızı en azından devlet okulunda okurdu da her gün “Şanslı” diye, köpek adı gibi çağrılmazdı okulda.
Mertcan’ın dükkânda seçtiği elbiseyi Feride ve Meliha’nın çok beğenerek almaları ve “Çocuk bizden iyi biliyor bu işleri” demeleri aklıma ister istemez Ugly Betty’yi getirdi. Orada da 13 yaşlarında moda konusunda annesinden ve teyzesinden daha bilgili bir gay çocuk vardı. Gerçi RTÜK varken ve bu dizi Primetime kuşağı bir aile dramasıyken Mertcan’ın büyüyünce “fashionista” olması imkânsız gibi duruyor.
4 Ocak 2009 Pazar
Eşeğin Aklına Karpuz Kabuğu Düşürmek
Ailemizin abisi kıskançlık krizlerine girdi mahalle okuluna gitmeye başladığından beri. “Sen kolejlisin ben halk çocuğu” diyalogları ile Selami Şahin tadı veriyor valla. Kız ne yapsın canım, kaptı bursu ama hep gözüne gözüne sokuyorlar ne kadar şanslı olduğunu.
Bazı kadınlar da vardır Meliha gibi, o kadar hamarattır ki her şeye yetişir, yapar, tamamlar. Benim büyük ablam da bu kategoriden. Çalışıyor olmasına rağmen elinden ev işi gelir, en kısa sürede yemek yapar, çocuğuna da bakar, evin her yanını 1 saatte temizler parlatır. O da yetmezmiş gibi eşyaların, koltukların yerlerini de değiştirir, her hafta yeniden dekore eder evi. Tek eliyle kaldırır dolapları benim “super woman” ablam. Beli çıkacak diye korkarız, ama bana mısın demez. Çok takdir ederim kendisini.
Böyle işte, Feride’nin dediği gibi eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürdüm gece gece!
17 Aralık 2008 Çarşamba
Dil Bilen Garsonum Ben
İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş derler ya, ben de ikinci tokatımı atayım diziye. Dedim ya Şaşıfelek Çıkmazı’yla karşılaştırıyorum diye. İnsan ikisini kıyaslayınca dizideki beklentisi artıyor, entelektüel muhabbetler ve espriler arıyor bazen. Yani muhabbetler hep mahalle ağzıyla, bağır Samim, bağır Meliha. Kaliteli diyalogların yapılması için illa söyleyenin üniversite okumuş olması şart mı? Şaşıfelek Çıkmazı’ındaki ve Canım Ailem dizisindeki insan profilleri sonuçta aynı çarkta dönmüş insanlar. Yine de bu durum Şaşıfelek’te bazen felsefe yapmayı bazen de 80’ler partisi düzenlemeyi engellemedi değil mi?
Diziye iki taze kan geldi; Ayça ve Furkan. Furkan’ı canlandıran Onur Ünsal’ı “Devrim Arabaları” ve “Eğreti Gelin”den tanıyoruz zaten. Sezgi Mengi’den daha iyi bir oyuncu olduğu da aşikar. Bu arada Sezgi Mengi’nin canlandırdığı Yiğit karakteri zenginlikten fakirliğe giden yolda yaşadığı değişikliklere sevgiliyi de ekleyecek. Statü değişikliği ile “high profile” sevgiliden “low profile” sevgiliye gitmesi muhtemel bu değişiklik acaba aşk ile mi olacak yoksa zorunluluktan mı?
Kafama takılan bir başka şey de Eda’nın Internet Cafe’ye gitmesi. Furkan’la Eda’yı tanıştıracak başka sosyal ortam bulamamışlar sanırım. Doğa Koleji’ne giden bir kızın gittiği okulda mutlaka bilgisayar laboratuarı vardır zaten kullanmak için. Internet Cafe’ye gitmesi saçma geldi bana.
Bu arada iki şey dikkatimi çekti. Birincisi çocukların kaldığı evdeki salonu yeni yaptılar sanırım. Eskiden yemekleri bile üst kattaki küçük masada yerlerdi. Şimdi neredeyse tüm sahneler o salonda geçiyor. İkincisi de Kenan’ın evindeki kapısının gözetleme deliği olmamasına rağmen gözetleme sahnesi koymaları. Yahu kapı gözetleme deliği yoktu ki, resmen gemilerde olan yuvarlak pencerelerden vardı, tek farkı buzlu cam olmasıydı!
Şimdi de pozitif yorumlara geçelim. Ezgi Mola ve Şebnem Bozoklu diyaloglarına bayıldım ve çok güldüm. Özellikle de Meliha’nın “Biz onların ayağına neden gidiyoruz” lafına Feride’nin “Boşver evlenince unutulur” muhabbeti güzeldi. Harbiden hep böyle derler, evlenince geçermiş. Feride’nin “Az mı oldu çiçekler ne?” sorusuna Meliha’nın “Ne azı be, ormanı götürüyoruz” cevabına da güldüm. Meliha'nın Samim'i kıskandırma çabaları da gülümsetti beni. Birkaç tokat atsam da seviyorum bu diziyi ve torpil geçmeye devam edeceğim.
Başlığa gelince, Samim dil bilen garsonmuş, hem de 15 senelik.
4 Aralık 2008 Perşembe
Her Kışın Sonu Bahar
Daha önce Ranini’nin blogunda neden dizilerde insanlar doğal halleriyle çekilmiyor, pespaye neden olmuyorlar, hasta yatağında bile frapan makyaj var insanlarda denilmişti. Artık bu tabular kırılıyor mu dersiniz? Yani Ezgi Mola’nın sabah saçı başı dağınık bir şekilde uyanması ve göbeğini kaşıması çok doğaldı mesela. Şebnem Bozoklu’nun meçli saçları ve arabanın anahtarını sutyen arasından çıkarıp Ali’ye (Ozan Güven) vermesi, hatta telaşla çocukları aramaya giderken ayakkabılarını içerden elinde getirmesi ve ayakkabılarını yere atarak sokakta giymesi ne kadar güzel ayrıntılardı. Ya Ozan Güven’in ve Uğur Yücel’in bollaşmış eşofmanlarına ne demeli? Bir de ışıklı kalp ayna gibi kitch öğeler de unutulmamalı, sanat yönetmeni iyi şeyler yaratabiliyor bazen.
Aşk Yakar dizisinde Meltem Cumbul da Şebnem Bozoklu’nun rolüne eşdeğer bir kadın rolünü canlandırıyor, ama nedense Yılan Hikâyesi’ndeki saçını muhafaza ediyor hala ve hep aynı dedirtiyor. Şöyle ucuz bir meç o da yaptırsa ve rolünün hakkını daha fazla verse, sokakta onu görünce insanlar ayıplayacaklar mı yani? Hiç sanmam.
Karakol sahnesi biraz abesti yani. Karakol amirinin “Çocukları bütün Türkiye’de arıyorlar” demesi ile ağzımızdaki içecekleri püskürtmemiz bir oldu, o kadar feci yani :)
Kimliği belirsiz kedinin kimliği belirlendi artık. Mestan’mış adı, çocukların kayboluşundan sonra o da telaşa kapıldı, bir o yana bir buyana dolanıyordu dizide.
30 Kasım 2008 Pazar
ATV’nin Adana Sorunsalı
29 Kasım 2008 Cumartesi
Canım Ailem Raunt 2
Bu arada dizi startını vermeden, 3 tane fragman yayınlanmıştı. Onlar öylesine yapılmış fragmanlar mı yoksa ileriki bölümlerde gösterecekler mi o kısımları merak ediyorum Birinci fragmanda çocuklar “O kadınla evlenme, Meliha ablayla evlen “diyorlar, arkada kar yağıyor ve ev tamamen farklı. İkinci. Fragmanda Ozan Güven ve Uğur Yücel gemide intihar planları yaparken, Ozan Güven “İşte böyle atlayacağım” diyerek İstanbul boğazının soğuk sularına atlıyor. Üçüncü fragmanda da Şebnem Bozoklu ve Ezgi Mola damatlar düğüne yetişmeyecek diye ağlıyorlar arabada, arabayı süren de evi satın almaya çalışan iş adamı. Bir anda Şebnem ve Ezgi arabayı durdurup otobanda gelinlikle koşturuyorlardı. Eğer bu bölümler dizide yayınlanmayacaksa Türkiye’de bir ilk yapmış oluyorlar sanırım bu konuda? Dizide olmayan sahnelerle tanıtım.
Dizide iki tane de sevimli yaratık var; Biri Mertcan (Alpay Şayhan) ve diğeri de evde kedi beslememelerine rağmen kapı arasından cameo yapan sevimli bir kedicik. Mertcan’ın yanaklarını koparıp yemek lazım, kediciği de aç bırakmamak lazım tabii.
http://www.canimailem.tv/
22 Kasım 2008 Cumartesi
Canım Ailem

İzlerken oyunculukları beni rahatsız etmedi, bilakis eğlendim. Hiç “overacting” oyuncu yoktu, kadro iyi seçilmiş yani. Uğur Yücel rolüne çok fazla çalışmamış sanırım. Çünkü bazı yerlerde İstanbul Türkçesi, bazı yerlerde de şiveli Türkçe ile konuşuyordu. Ezgi Mola tek kelime ile harikaydı. Çok başarılı bir yetenek ve o kadar doğal ki. Ezgi Mola’yı hep takip ederim, bu diziyi de takip etme nedenim olacak. Ayrıca, Türk yapımlarında ilk defa meslek olarak “ambulans hemşiresini” kullanıyorlar sanırım. Senaryoyu açma adına ilginç olaylara şahitlik edebilir Ezgi Mola’nın ambulans hemşireliği (Yani bir Grey’s Anatomy çıkmaz ama komedi ve drama iyi harmanlanabilir.)
Bununla birlikte, Şebnem Bozoklu ile ilk defa tanışma fırsatı buldum. Bu nasıl güzel bir oyunculuktur ya. Ekşisözlük’te araştırdım da, hiç fark etmemişiz nedense daha önce kendisini. Dizinin Meliha Abla’sı ilerde döktürecek karşılıklı Uğur Yücel’le.
Belki yanılıyorum ama dizinin gidişatı öngörülürse muhtemelen “Şaşıfelek Çıkmazı” gibi karşılıklı evlerde atışmalarla performansın önde olduğu bir şekilde devam edecek. Umarım diyaloglar ve “sense of humour”ı da sağlam olur tabii.




































