şebnem bozoklu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şebnem bozoklu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2009 Çarşamba

Abdominal Karın Kası Yapıyorum

Ali, Ahsen’in aramalarını “Kızın içinde radar var, ne zaman kendimi iyi hissetsem pat diye ortaya çıkıyor” diye yorumladı. Günlük hayatımızda bazen bu tip olaylara ne kadar da rastlıyoruz değil mi? Her şey günlük gülistanlık giderken çat diye biri çıkıyor ve sizin hayatınızı allak pullak ediyor. Sanki 5-6 metre uzağımıza saklanmışlar, doğru zamanı kolluyorlar ve aniden önümüze çıkıyorlar. Kişiden kişiye değişir, kiminin eski sevgilisi çıkar, kiminin hayatından sildiği bir arkadaş, kimi de görmek istemediği bir akraba. Bu kişiler hayatınıza yön vermeye başlar ve siz de sele kapılmış bir şekilde olaylara seyirci kalırsınız. Zaten hayatlarımızı incelesek, hiçbir zaman bizim elimizde, kendi dizginlerimizle ilerlemediğini apaçık görebiliriz. Kendi show’umuzun as oyuncuları olmamız gerekirken seyirci oluveriyoruz.

Dedim ya dizginlerimizi birileri tutuyor diye, dizide başka bir örnek de Eda’nın sponsorlarının, yani burs vererek okulda kalmasını sağlayan arkadaşının ailesinin tutumuydu. Tatil planı yapıyorsun ve sırf arkadaşının annesi okul paranı ödüyor diye kızını sınava çalıştırmak zorundasın. İnsanlar böyle işte, yardım edersin karşılığında da etinden sütünden yararlanmaya çalışırlar. Madem çok paran var kızına özel hoca tut, 3 kuruş para verdin diye insanların hayatlarını yönetmek ne demek. Samim, kadını arayarak tatile gideceklerini ve Eda’nın da gelmesi için yalvarırken bile “Yine fedakarlığı bizden bekliyorsunuz” cevabını yapıştırıyor kızını çok umursayan anne! Sanki sana fedakârlık yap diyen oldu, bıraksaydınız kızı en azından devlet okulunda okurdu da her gün “Şanslı” diye, köpek adı gibi çağrılmazdı okulda.

İnsanoğlu her yede kötü, bu bölüm zaten tüm nefret edilesi insanların örneklerini gördük. Bir başka örnek de Samim’i kovan operasyon müdürüydü. Merkezden çağrı gelmeden hiçbir şeye müdahale edilmeyecekmiş, edilirse sözleşmede yazıldığı gibi kovulacakmış. Zaten kovulacağını, Ahsen’i ambulansa alırken ambulanstaki diğer çalışanın “Samim Abi, senin başın büyük dertte” demesiyle anlamıştık. Böyle gerzek insanlar her zaman var, dört tarafımız çevrilmiş durumda onlarla. İnsiyatif kullanmasını bilmeyen makineleşmiş köle köpekler bunlar. Kız orda ölüyor, sen hala başın dertte diyorsun! Pratik zekâsı olmayan bu şablon insanlara zaten eline görev tanımlarını vereceksin, onun dışına da çıkmasını beklemeyeceksin.

Neyse ki güzel şeyler de vardı bu hafta. Şebnem Bozoklu ve Ezgi Mola yine döktürdüler. 2 metrekarelik küçücük mutfakta harikalar yarattılar. Hele Ezgi Mola, bu kıza tapıyorum ben ya, deli gibi seviyorum. Güneş gibi parlıyor, gözlerinin içindeki ışık bile mükemmel oyunculuğunu gösteriyor. 2 dakikalık mutfak sahnesinde, şarkısını patlattı, ellerini kalp gibi yapıp arada parmak dansını da yaptı ve bizi bizden aldı yine. Kızın 30 saniyelik sahnelerinde bile o kadar çok detay var ki. Sözlendikten sonra Seyhan’ın tebrik ederim deyişinden sonraki yüzü görülmeye değerdi. Sağol dedi, öpücük attı ve göz kırptı ve hepsini 5 saniyeye sığdırdı. Abdominal karın kası yapma teşebbüsünden tutun da, “bende ödem var sadece, o ödemleri atsam tığ gibi olurum” diyerek kaynamış maydanoz suyu içmesine kadar her şey mükemmeldi bu bölümde. Diyeti bıraktıktan sonra mercimek köftesini “Ben de bir tane alabilir miyim” diye istemesi bile o kadar masumdu ki kaşlar anında ters V oldu. Oyuncu değdin böyle olmalı, kızın kaşı gözü, dudağı, saçının her bir teli oynuyor. O kadar kendini kaptırıyor ki sayfalar dolusu yazsam gene doyamam anlatmaya.

Mertcan’ın dükkânda seçtiği elbiseyi Feride ve Meliha’nın çok beğenerek almaları ve “Çocuk bizden iyi biliyor bu işleri” demeleri aklıma ister istemez Ugly Betty’yi getirdi. Orada da 13 yaşlarında moda konusunda annesinden ve teyzesinden daha bilgili bir gay çocuk vardı. Gerçi RTÜK varken ve bu dizi Primetime kuşağı bir aile dramasıyken Mertcan’ın büyüyünce “fashionista” olması imkânsız gibi duruyor.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Dil Bilen Garsonum Ben

Canım Ailem dizisi giderek klostrofobik bir hale geliyor. İster istemez Şaşıfelek Çıkmazı’nın camdan cama mahalle muhabbetleri ile kıyaslayasım geliyor. Tamam, camdan cama muhabbetleri komik ve eğlenceli buluyorum ama bu dizide artık boğulacakmışım gibi olmaya başladım. Nedeni sanırım iki ev arasının 2-3 metre olması herhalde. 3 metre arasında iki evin ortasında sıkışmış gibi nefes alamadım birden. Çok garip gelebilir size ama Şaşıfelek Çıkmazı’ındaki o büyük avlu nasıl ferah ve büyüktü ve huzur verirdi insana. Orda kurulan diyaloglar bile ince belli çay bardağıyla çay içmek gibi huzurluydu.

İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş derler ya, ben de ikinci tokatımı atayım diziye. Dedim ya Şaşıfelek Çıkmazı’yla karşılaştırıyorum diye. İnsan ikisini kıyaslayınca dizideki beklentisi artıyor, entelektüel muhabbetler ve espriler arıyor bazen. Yani muhabbetler hep mahalle ağzıyla, bağır Samim, bağır Meliha. Kaliteli diyalogların yapılması için illa söyleyenin üniversite okumuş olması şart mı? Şaşıfelek Çıkmazı’ındaki ve Canım Ailem dizisindeki insan profilleri sonuçta aynı çarkta dönmüş insanlar. Yine de bu durum Şaşıfelek’te bazen felsefe yapmayı bazen de 80’ler partisi düzenlemeyi engellemedi değil mi?

Diziye iki taze kan geldi; Ayça ve Furkan. Furkan’ı canlandıran Onur Ünsal’ı “Devrim Arabaları” ve “Eğreti Gelin”den tanıyoruz zaten. Sezgi Mengi’den daha iyi bir oyuncu olduğu da aşikar. Bu arada Sezgi Mengi’nin canlandırdığı Yiğit karakteri zenginlikten fakirliğe giden yolda yaşadığı değişikliklere sevgiliyi de ekleyecek. Statü değişikliği ile “high profile” sevgiliden “low profile” sevgiliye gitmesi muhtemel bu değişiklik acaba aşk ile mi olacak yoksa zorunluluktan mı?

Kafama takılan bir başka şey de Eda’nın Internet Cafe’ye gitmesi. Furkan’la Eda’yı tanıştıracak başka sosyal ortam bulamamışlar sanırım. Doğa Koleji’ne giden bir kızın gittiği okulda mutlaka bilgisayar laboratuarı vardır zaten kullanmak için. Internet Cafe’ye gitmesi saçma geldi bana.

Bu arada iki şey dikkatimi çekti. Birincisi çocukların kaldığı evdeki salonu yeni yaptılar sanırım. Eskiden yemekleri bile üst kattaki küçük masada yerlerdi. Şimdi neredeyse tüm sahneler o salonda geçiyor. İkincisi de Kenan’ın evindeki kapısının gözetleme deliği olmamasına rağmen gözetleme sahnesi koymaları. Yahu kapı gözetleme deliği yoktu ki, resmen gemilerde olan yuvarlak pencerelerden vardı, tek farkı buzlu cam olmasıydı!

Şimdi de pozitif yorumlara geçelim. Ezgi Mola ve Şebnem Bozoklu diyaloglarına bayıldım ve çok güldüm. Özellikle de Meliha’nın “Biz onların ayağına neden gidiyoruz” lafına Feride’nin “Boşver evlenince unutulur” muhabbeti güzeldi. Harbiden hep böyle derler, evlenince geçermiş. Feride’nin “Az mı oldu çiçekler ne?” sorusuna Meliha’nın “Ne azı be, ormanı götürüyoruz” cevabına da güldüm. Meliha'nın Samim'i kıskandırma çabaları da gülümsetti beni. Birkaç tokat atsam da seviyorum bu diziyi ve torpil geçmeye devam edeceğim.

Başlığa gelince, Samim dil bilen garsonmuş, hem de 15 senelik.

4 Aralık 2008 Perşembe

Her Kışın Sonu Bahar

Camdan cama muhabbetleri seviyorum Şaşıfelek Çıkmazı’ndan beri. Bana oldukça komik geliyor insanların camdan birbirleriyle atışmaları, kavgaları ve röntgenlemeleri. Bu yüzden de sıcak ve doğal buluyorum ben bu diziyi. Meliha’nın (Şebnem Bozoklu) Mertcan’la muhabbet ederken ara verip çayından bir yudum alması ve konuşmasına devam etmesi gibi doğal her şey.

Daha önce Ranini’nin blogunda neden dizilerde insanlar doğal halleriyle çekilmiyor, pespaye neden olmuyorlar, hasta yatağında bile frapan makyaj var insanlarda denilmişti. Artık bu tabular kırılıyor mu dersiniz? Yani Ezgi Mola’nın sabah saçı başı dağınık bir şekilde uyanması ve göbeğini kaşıması çok doğaldı mesela. Şebnem Bozoklu’nun meçli saçları ve arabanın anahtarını sutyen arasından çıkarıp Ali’ye (Ozan Güven) vermesi, hatta telaşla çocukları aramaya giderken ayakkabılarını içerden elinde getirmesi ve ayakkabılarını yere atarak sokakta giymesi ne kadar güzel ayrıntılardı. Ya Ozan Güven’in ve Uğur Yücel’in bollaşmış eşofmanlarına ne demeli? Bir de ışıklı kalp ayna gibi kitch öğeler de unutulmamalı, sanat yönetmeni iyi şeyler yaratabiliyor bazen.

Aşk Yakar dizisinde Meltem Cumbul da Şebnem Bozoklu’nun rolüne eşdeğer bir kadın rolünü canlandırıyor, ama nedense Yılan Hikâyesi’ndeki saçını muhafaza ediyor hala ve hep aynı dedirtiyor. Şöyle ucuz bir meç o da yaptırsa ve rolünün hakkını daha fazla verse, sokakta onu görünce insanlar ayıplayacaklar mı yani? Hiç sanmam.

Karakol sahnesi biraz abesti yani. Karakol amirinin “Çocukları bütün Türkiye’de arıyorlar” demesi ile ağzımızdaki içecekleri püskürtmemiz bir oldu, o kadar feci yani :)

Kimliği belirsiz kedinin kimliği belirlendi artık. Mestan’mış adı, çocukların kayboluşundan sonra o da telaşa kapıldı, bir o yana bir buyana dolanıyordu dizide.

Anne ve babaya, korktuğumuz ve ne yapacağımızı bilemediğimiz zamanlarda ne kadar da ihtiyacımız var, onu da gördüm. Uğur Yücel’in dediği gibi keşke her kışın ardında bahar gelse. Ama gelmiyor bazen, kışlar da uzun sürüyor hep.

29 Kasım 2008 Cumartesi

Canım Ailem Raunt 2



Dizi yavaş yavaş oturmaya başlıyor, ama klişelerden vazgeçemiyoruz tabii, bir yandan fakir olmanın kötü olmadığını anlatmaya çalışan bir kız kardeş, bir yandan da düştüğü durumdan utanan bir abi. Fakir zengin klişesi yine ensemizde olacak bu dizide de. Fakir genç fakirliğinden utanarak kız arkadaşına yalanlar söyler, okuldan zengin başka bir çocuk da bu durumdan yararlanarak kız arkadaşına sokulmaya çalışır falan da filan. Sıkılıyorum artık şu zengin fakir dramından, sinirlerim kaldırmıyor. Ha bu arada, neden bütün diziler Doğa Kolejlerinde çekilmek zorunda, onu da hala anlamış değilim. Aynı üniformalar aynı okullar tüm dizilerde, biraz farklılık yapılamaz mı şu okul çekimlerinde artık?

Bir başka konu da nişan meselesi. İkinci nişan töreni de bozulacak ve her bölüm nişanlanmaya çalışacaklar diye bir ara boğulacakmış gibi oldum diziyi izlerken. Tekrarları da tekerlemeleri de hiç sevmem. Neyse ki nişanlandılar da rahatladım biraz.

Bu arada dizi startını vermeden, 3 tane fragman yayınlanmıştı. Onlar öylesine yapılmış fragmanlar mı yoksa ileriki bölümlerde gösterecekler mi o kısımları merak ediyorum Birinci fragmanda çocuklar “O kadınla evlenme, Meliha ablayla evlen “diyorlar, arkada kar yağıyor ve ev tamamen farklı. İkinci. Fragmanda Ozan Güven ve Uğur Yücel gemide intihar planları yaparken, Ozan Güven “İşte böyle atlayacağım” diyerek İstanbul boğazının soğuk sularına atlıyor. Üçüncü fragmanda da Şebnem Bozoklu ve Ezgi Mola damatlar düğüne yetişmeyecek diye ağlıyorlar arabada, arabayı süren de evi satın almaya çalışan iş adamı. Bir anda Şebnem ve Ezgi arabayı durdurup otobanda gelinlikle koşturuyorlardı. Eğer bu bölümler dizide yayınlanmayacaksa Türkiye’de bir ilk yapmış oluyorlar sanırım bu konuda? Dizide olmayan sahnelerle tanıtım.

Dizide iki tane de sevimli yaratık var; Biri Mertcan (Alpay Şayhan) ve diğeri de evde kedi beslememelerine rağmen kapı arasından cameo yapan sevimli bir kedicik. Mertcan’ın yanaklarını koparıp yemek lazım, kediciği de aç bırakmamak lazım tabii.



Bir de dizinin sitesinden yayınlanmış bölümler indirilebiliyor. Çözünürlük kalitesi düşük ama diziyi youtube’larda falan izlemeye çalışan bünyeler için daha iyi.

http://www.canimailem.tv/

22 Kasım 2008 Cumartesi

Canım Ailem



Canım Ailem dizisi, 18 Kasım 2008 tarihinde seyirciyi selamlayarak beyaz ekrana başarılı bir giriş yaptı. Pilot bölümler Türk dizilerinde nedense çok sancılıdır. Hem seyircinin ilgisini çekmek, hem tüm oyuncuları eşit bir şekilde ve sıkmadan tanıtmak, hem de tempoyu düşürmemek çok önemlidir. Canım Ailem dizisinin pilot bölümü iyiydi diyebilirim, yani en azından sıkılmadım izlerken. Reyting kaygısı sanırım dizilerde korkuya yol açıyor, bu yüzden olsa gerek Cem Yılmaz’ı konuk oyuncu olarak kullanmışlar.

İzlerken oyunculukları beni rahatsız etmedi, bilakis eğlendim. Hiç “overacting” oyuncu yoktu, kadro iyi seçilmiş yani. Uğur Yücel rolüne çok fazla çalışmamış sanırım. Çünkü bazı yerlerde İstanbul Türkçesi, bazı yerlerde de şiveli Türkçe ile konuşuyordu. Ezgi Mola tek kelime ile harikaydı. Çok başarılı bir yetenek ve o kadar doğal ki. Ezgi Mola’yı hep takip ederim, bu diziyi de takip etme nedenim olacak. Ayrıca, Türk yapımlarında ilk defa meslek olarak “ambulans hemşiresini” kullanıyorlar sanırım. Senaryoyu açma adına ilginç olaylara şahitlik edebilir Ezgi Mola’nın ambulans hemşireliği (Yani bir Grey’s Anatomy çıkmaz ama komedi ve drama iyi harmanlanabilir.)

Bununla birlikte, Şebnem Bozoklu ile ilk defa tanışma fırsatı buldum. Bu nasıl güzel bir oyunculuktur ya. Ekşisözlük’te araştırdım da, hiç fark etmemişiz nedense daha önce kendisini. Dizinin Meliha Abla’sı ilerde döktürecek karşılıklı Uğur Yücel’le.

Belki yanılıyorum ama dizinin gidişatı öngörülürse muhtemelen “Şaşıfelek Çıkmazı” gibi karşılıklı evlerde atışmalarla performansın önde olduğu bir şekilde devam edecek. Umarım diyaloglar ve “sense of humour”ı da sağlam olur tabii.