dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2010 Perşembe

The IT Crowd


Jen, bilgisayarın B’sini bilmeyen bir IT müdürü, Roy; herşeyi bildiğini sanan bir bilgisayar ukalası ve Moss, insanlarla iletişimini koparmış bir hilkat garibesi. IT departmanının mühteşem üçlüsü ve yine geç keşfedilmiş bir komedi curcunası; The IT Crowd.


Herşey Jen’in işe alınması ile başlar. CV’sinde bilgisayardan çok iyi anlayan diye yazan Jen, iş görüşmesinde bilgisayar bilgisi sınanmaktadır. “Fare, tık, çift tık, ekran, masanın altında duran şey” diye döker tüm bilgisayar bilgisini. Jen’i işe alacak kişi de bilgisayar bilgisi olmadığı için Jen hemen Bilişim Teknolojileri departmanının başında bulur kendisini ve komedi macerası başlar.



Yakın bir tarihte 4. sezonun finalini yayınladılar. Her sezon 6 bölümden oluşuyor ve ne yazık ki İngilizler sezonları 6 bölümden yapmaya utanmıyorlar hala. Topu topu yarım saatlik dizinin sezonu anında bitiveriyor çünkü. Nev-i şahsına münhasır karakterleri ve onları canlandıran oyuncuları izlemeniz lazım. Jen’i canlandıran Katherine Parkinson’a tapıyorum artık.


Dizinin favori bölümleri; kadınlardaki regl dönemini anlatan Aunt Irma Visits (İrma Hala’nın Ziyareti), sigara yasağını ve sigara içenleri Saray Bosna savaş mağdurları gibi gösteren Smoke and Mirrors (Duman ve Aynalar), Facebook’la dalgasını geçen Friendface, Internet üzerine unutulmaz bir konuşma yapıldığı The Speech (Konuşma), Bir Kelime Bir İşlem yarışması ile dalga geçen ve iş toplantılarının gizemini ortaya çıkaran The Final Countdown ve Jen’in İtalyanca bilmeden İtalyan bir müdürle İtalyanca konuşmaya çalıştığı Italian for Beginners (Yeni Başlayanlar için İtalyanca) unutulmaz bölümler olarak sıralanabilir.



The Office’ten sonra yakında The IT Crowd’a da Amerika el atıp diziyi lokalleştirebilir. İngilizleri komedi konusunda artık takdir ediyorum ve yakın tarihte İngiliz sit-comları Amerikan sit-comlarının tahtını devirecek gibi görünüyor.

5 Aralık 2008 Cuma

Prison Break 413 / Deal or No Deal

Ekşisözlük'te "artık bitmesi farz olmuş dizidir" diye yorum yapılsa da, bir başka yorumu da şöyle yapmak mümkün... "hiç seyretmeyenlerin sadece 4. sezon 12. bölümün zevkini alabilmesi için izlemeye başlaması elzem dizidir."

İki haftalık heyecanın ve eşsiz 12. bölümün ardından bu hafta izlediğimiz bölüm çok hareketli sayılmazdı. Sanki bu bölümü çekerken ekip "n'aapsak acaba, bu sezon bitirsek mi? bir sezon daha devam mı etsek?" diye düşünmüşler gibi. Michael'ın zekasıyla Self'i alt ederek izleyiciye çektirdiği derin oh bir yana, kimseye güvenmemenin altını artık devasa kalemlerle çizmesi ve bu güvensizliğin sonucunda da hep kazanması insani boyutları aşmış durumda. Hal böyleyse vay dünyanın haline durumu. Hatta ilerleyen bölümlerde kardeşler arasında da bu güvensizliğin yaşanması ve yine Michael'ın haklı çıkması bile söz konusu olabilir artık.


Aslında bu sezonun aksiyonuna kapılmış giderken ve sıkıldığımız üçüncü sezondan sonra dizi yine izleyiciyi avcuna almışken unutulan ve hızla geçilen şeyler de olmadı değil. Geçen sene koca bir sezonu ekibin Whistler'ın kaçışına yardım etmesini izlemekle geçirmişken ve bunun dizinin finali için hayli önemli ve belirleyici olacağını düşünürken şimdilerde T-Bag'in hemencecik bu kimliğin üzerine oturmuş olması ve o izini sürdükleri kitapçığın zaten her bölümde zeka pırıltılarıyla planlar hazırlayan Michael için hiç de büyük bir lütufa dönüşmemesi senaryonun duruma göre şekillendiği izlenimini kuvvetlendirmekte. Son bölümlerdeki şirket ve scylla gerilimi tüm bu açıkları geçici olarak rafa kaldırdıysa da dizinin finali için tüm sezonları gerekli kılan nasıl bir bütünlük sağlayacaklar gerçekten merak ediyoruz. Ha bir de unutmadan bu Linc'in arada bir yakalanıp kelepçelenmesi de hayli demode oldu hatta bu kez baydı. Hep aynı yakalanış aynı ifadeler...


Yine bu bölüme dönersek senatörün de işin işinden çekilmesi ve "yırtın kağıtları keyfinize bakın" demesinin ne anlama geldiğini ve başka hangi kişi ya da grupların olayın içine karışacağını şimdilik bilemiyoruz. Bir bakıma bu bölümün dizinin devamı hakkında hatta finali hakkında belirleyici birkaç bölüme hazırlık olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bir sezon daha "come and get it" repliğini gerçek kılmakla uğraşan kahramanlarımızı izlemeye tahammülümüzün olmadığı kesin. İyilerle kötülerin yer değiştirmesine, karakterlerin hesaplaşmasına, amacın özgürlük olduğu bu koşturmacada her yolun mübah olduğuna öyle alıştık ve ikna olduk ki sanırım yapımcılar da bunu anladı ve izleyiciye bir sürpriz yapmaya hazırlanmaktalar.


Kişisel olarak da ısrarla Michael ve Linc'in birbirleriyle ya da babalarının içinde bulunduğu ve hala ayrıntılarını net bilmediğimiz geçmişiyle bir hesaplaşmaya gireceklerini düşünmekteyim. Başka herhangi bir şeyin bu dizinin başladığı noktaya ya da daha öncesine dönmesi kadar eğlenceli ve sürprizli olamayacağı kanaatindeyim çünkü. Bu sadece bir tahmin, ya tutarsa? Bahisler açılsın lütfen...
E.K.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Beverly Hills 90210 Part 2

Gelelim 2008 yılındaki Beverly Hills 90210’un spin-off’u 90210’a. Diziye ailemiz bu sefer Minnesota’dan değil yine taşra sayılabilecek Kansas’tan göçedip Beverly Hills’e yerleşiyor. Dizinin karakterleri çok ergenler, yani eski gençlik dizilerindeki gibi 25 yaşındakileri 15-16 diye yutturmuyorlar artık. 16-17 yaşındaki taze oyuncuları kullanıyorlar.

Genç anne rolünde Bizim Ev’den (Full House) tanıdığımız Lori Loughlin, yakışıklı baba rolünde de Melroce Place’ten tanıdığımız Rob Estes var. Öz kızları ve evlat edindikleri zenci evlatla güllüm gülistanlık geçiriyorlar hayatlarını. Baba, West Beverly Hills Lisesi’nin okul müdürü ve anne fotoğrafçıdır. Hepsi, babaannenin ultra lüks sarayında ikamet etmektedirler.

Brenda gibi asıl kız rolünü üstlenen Annie (Shenae Grimes) sönük bir kızdır ve asla Brenda’nın tırnağı bile olamaz. Köyden indim şehre durumunu yaşayan bu kız hemen tiki tayfasının etkisinde kalır ve kendini bu büyülü Hollywood dünyasına atar. Eskiden Nike falan giyerken, şimdi Manolo Blahnik ayakkabılara ve Louboutin botlara terfi etmiştir. Dizi yine şaşalı, yine zengin, yine trendsetter tabii. Rakibi Naomi (AnnaLynne McCord), ki yeni Kelly diyebiliriz ona, daha gösterişli, daha güzel ve daha iyi bir oyuncudur, Kelly’den bile! Gelecek vaat ediyor yani.

Zenci oğlumuz Dixon (Tristan Wilds) yeni Brandon oluyor, ama bir fırın ekmek yemesi lazım onun gibi olması için. Peach Pit’te çalışıp para kazanmaya benzemiyor tabi bu işler. Zavallım, “Ben üvey çocuğum, neden öz evlat değilim” triplerine girdi son bölümlerde, yıllar önce gayri meşru yapılan çocuğun gelmesiyle. Evet, bizim baba lisede hızlı çapkınmış. Naomi’nin annesiyle mercimeği fırına vermiş, bir çocukları olmuş ama hiç haberi olmamış, hemen evlatlık vermiş Naomi’nin annesi. Yani yeni Brenda ve Kelly bir nevi yarım kardeş sayılır. Babacık da doğal olarak yıllardır haberi olmadığı çocuğu hayatına girince, bütün dünyası o oldu. İlgilenmeler, sevmeler aşırı doz halinde… Üvey çocuk da kıskanmaya başladı tabii. Diziye yeni katılan bu “lise gençlik hatası” da zaten bir şeyler çeviriyor ama, o da ilerleyen günlerde belli olacak.

Brenda ve Kelly’nin saç saça kapıştığı asi genç Dylan’ın yerine de sünepe bir çocuğu (Dustin Milligan) koymuşlar. Arada öpüşmek ve sevişmek için işe yarıyor, başka bir olayı yok.

En çok da dizideki Brenda yani Shannen Doherty’ye ve Kelly yani Jennie Garth’e üzülüyorum. Sen yıllar önce bu dizide oyna bitir olayı, sonra kariyer yapmada zorluk çekip ünlü olamama ve gel yine aynı dizide oyna, oldu mu şimdi? Canlarım ya, şöhret böyle bir şey işte, gazı kaçan kola gibi, taze ve yeniyken iyi her şey. Kelly diziye rehberlik öğretmeni olarak katılmış, Brenda da tiyatro hocasına ihtiyaçları varken Kelly kontenjanıyla drama hocası olarak girdi okula. İnsan düşünüyor ister istemez; bu dizide 5 sene oynasalar ve dizi bitse, ardından 10–15 sene sonra yine spin-off yapılsa yine oynayacaklar mı? Dizi “Triple 90210” falan olur herhalde. Bu sefer ebeveyn olurlar ve çocukları West Beverly Hills’e gider.

Same code, new drama yani :) Çok eleştirsem de izliyorum işte, izlediğim eski Beverly Hills’i ve o dönemi anarak. Böylesi daha keyifli oluyor.

29 Kasım 2008 Cumartesi

Canım Ailem Raunt 2



Dizi yavaş yavaş oturmaya başlıyor, ama klişelerden vazgeçemiyoruz tabii, bir yandan fakir olmanın kötü olmadığını anlatmaya çalışan bir kız kardeş, bir yandan da düştüğü durumdan utanan bir abi. Fakir zengin klişesi yine ensemizde olacak bu dizide de. Fakir genç fakirliğinden utanarak kız arkadaşına yalanlar söyler, okuldan zengin başka bir çocuk da bu durumdan yararlanarak kız arkadaşına sokulmaya çalışır falan da filan. Sıkılıyorum artık şu zengin fakir dramından, sinirlerim kaldırmıyor. Ha bu arada, neden bütün diziler Doğa Kolejlerinde çekilmek zorunda, onu da hala anlamış değilim. Aynı üniformalar aynı okullar tüm dizilerde, biraz farklılık yapılamaz mı şu okul çekimlerinde artık?

Bir başka konu da nişan meselesi. İkinci nişan töreni de bozulacak ve her bölüm nişanlanmaya çalışacaklar diye bir ara boğulacakmış gibi oldum diziyi izlerken. Tekrarları da tekerlemeleri de hiç sevmem. Neyse ki nişanlandılar da rahatladım biraz.

Bu arada dizi startını vermeden, 3 tane fragman yayınlanmıştı. Onlar öylesine yapılmış fragmanlar mı yoksa ileriki bölümlerde gösterecekler mi o kısımları merak ediyorum Birinci fragmanda çocuklar “O kadınla evlenme, Meliha ablayla evlen “diyorlar, arkada kar yağıyor ve ev tamamen farklı. İkinci. Fragmanda Ozan Güven ve Uğur Yücel gemide intihar planları yaparken, Ozan Güven “İşte böyle atlayacağım” diyerek İstanbul boğazının soğuk sularına atlıyor. Üçüncü fragmanda da Şebnem Bozoklu ve Ezgi Mola damatlar düğüne yetişmeyecek diye ağlıyorlar arabada, arabayı süren de evi satın almaya çalışan iş adamı. Bir anda Şebnem ve Ezgi arabayı durdurup otobanda gelinlikle koşturuyorlardı. Eğer bu bölümler dizide yayınlanmayacaksa Türkiye’de bir ilk yapmış oluyorlar sanırım bu konuda? Dizide olmayan sahnelerle tanıtım.

Dizide iki tane de sevimli yaratık var; Biri Mertcan (Alpay Şayhan) ve diğeri de evde kedi beslememelerine rağmen kapı arasından cameo yapan sevimli bir kedicik. Mertcan’ın yanaklarını koparıp yemek lazım, kediciği de aç bırakmamak lazım tabii.



Bir de dizinin sitesinden yayınlanmış bölümler indirilebiliyor. Çözünürlük kalitesi düşük ama diziyi youtube’larda falan izlemeye çalışan bünyeler için daha iyi.

http://www.canimailem.tv/

28 Kasım 2008 Cuma

House MD Sezon 5 / Epizod 9 - Son Çare



Uyarı! Ciddi spoiler içerdiğini belirtmek istiyorum.

House MD, 5. sezon 9. epizodu en heyecanlı epizodlardan biriydi. Hastanede ilgilenilmeyen kızgın hasta yanında rehine hastaları alarak Dr. Cuddy’nin ofisine gider. Dr. House (Hugh Laurie) her zamanki gibi Cuddy’yi çıldırtmak için ofisinde iş üzerindedir ve rehinelerle birlikte hasta kişi odaya girer. Evet, hastayken hastalığımızdan,ağrı ve semptomlardan kurtulabilmek için gerekirse adam öldürebilecek kıvama geliriz. Adam da o duruma gelmiş artık, tanı ve tedavi istiyor. 16 doktor ve yıllardır süren testler hiçbir işe yaramamış. Odada da tüm tanıların efendisi, tedavilerin ustası House var tabii. Süper kahraman gibi olayı çözmesi gerekiyor masum hayatları kurtarmak için. Bu arada “Dog Day Afternoon’u yeniden mi çekiyorsun tedavi olmak için?” esprisi gayet şıktı. (Dog Day Afternoon, 3 çaylağın banka soyması üzerine bir suç-drama filmiydi hatırlarsanız.)

İlk teşhisi koyduktan sonra Cuddy (Lisa Edelstein) yardımı ile ilacı alır, ancak kızgın hasta düzenbazlık istemediğinden başka birinin üzerinde denenmesini ister. House, başka birinin üzerine dener ve iğne yapılan kişi bayılıp şoka girer. Kandırıldığını sanan hasta da rehinelerden birinin ayağına sıkar. House bütün ekibini toplayarak konferans görüşmesi ile incelemeye başlar hastayı. Bu bölüm gerçekten acımasız olmuş. İstenen her ilaçtan 2 tane getiriliyor ve çeşnicibaşı gibi Thirteen ilaçları denemeye başlıyor.

Hasta dersine iyi çalışmış ayrıca, çünkü toksik incelemesi için Kutner (Kal Penn) ve Taub (Peter Jacobson) evine gittiğinde her şeyin hazır olduğunu görür. Ne hasta ama! Kullandığı tüm ilaçları, bitkileri, dosyaları, ıvır zıvırları evinde masasının üzerine dizmiş incelesinler diye.

Dr. Chase (Jesse Spencer), "her eli silahlı kişiye yardım ediyor olacaksak ben bu işte yokum" diye ekipten çıktı. Neden dizi senaristleri ona fazla rol vermiyorlar anlamış değilim. Bu bölümde başka birisi, örneğin Kutner’ı “ben kabul etmiyorum” diye öne sürebilirlerdi. Zaten Chase’in 4. ve 5. sezonda adamakıllı rolü yok, ki 3. sezonun bitimine kadar yıldızlardan biriydi. Ama şimdi sadece 1–2 dakikalık rolleri var. Neden diziden ayrılmıyor ki? 2 dakikalık rol mü olur canım?

Ne kadar bencilce değil mi, kendi hayatını kurtarmak için ilaçları başkasını üzerinde deneten, katilce öldürmeye çalışan, hastalığından kurtulamaya çalışan bir deli. Karnıma ağrılar girdi izlerken, silahı alıp poposunda patlatmak istedim.

Kanser olabileceği düşünüldü, ama röntgen yapılması gerekiyordu. Bu nedenle 2 rehine vererek anlaşma sağladı hasta. SWAT ekipleri dışarıda olduğu için, hasta ortada olacak şekilde birbirlerini bağlayarak etten duvar oluşturdular ve radyolojinin yolunu tuttular. Panic Room filmi gibi tek odada çekim yapılmasından kurtuldular böylece. Bu arada, daha önce Damages ve True Blood’ın bir bölümünden Baş Vampir olarak tanıdığımız Zeljko Ivanek hastayı oynuyordu ve gerçekten iyi bir seçim. Solgun yüzü ve morarmış gözleriyle hastalıklı ve vampir rollere gerçekten çok uyuyor.

Radyoloji odasında röntgen çekilemedi doğal olarak, hasta silahlı bir şekilde röntgene girdiği için. Silahını almayı ikna etti House ve röntgende tümör olmadığı anlaşıldı. House her zamanki gibi sıradan bir doktor olmak istemediği, yanılma onun kitabında olmadığı için silahı geri verdi teşhislerine devam edebilmesi için.

House tüm tanılarında yanıldı ve çeşnicibaşı olarak kendini kullandırtmaya izin veren Thirteen’in (Olivia Wilde) böbrekleri iflas etti. Diğer rehinelerin bazıları kaçtı ve bazıları da ilaç alabilmek için takas edildi, odada Thirteen, hasta ve House kaldı sadece. Son bir tanı daha koydu House, ama ilacı alabilmesi için House’ı yolladı bu sefer hasta.

Thirteen’in performansı müthişti, “Ölmek istemiyorum” derkenki yaşama isteğini kanımda hissettim. Bu epizod gerçekten inanılmazdı. 4. sezon 15. epizod “House’s Head” ten sonraki en iyi epizodtu ve normalinden 10 dakika daha uzun sürdü.


Ve final sahnesi; hasta yakalanır, House slow motionda hastaya bakar ve işaretle nefes almasını ister. Hasta rahat bir şekilde nefes alarak minnettarlığını bakışlarıyla gösterir. Hastanın tanısı melioidozistir. Thirteen diyalize yatırılır ve Foreman’in (Omar Epps) önerdiği Huntington ilaç testine katılmayı kabul ederek yaşamayı seçer. The End :)