true blood etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
true blood etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2010 Perşembe

True Blood 3. Sezon

True Blood 3. sezonu 13 Haziran'da başlayacak. Dizi başlayana kadar Alan Ball'un yaratıcılığı ile mini bölümler yayınlanacak. Minisode adıyla 2-3 dakikalık yayınlanacak bu bölümler 2. ve 3. sezondan bağımsız olacak ve bunları HBO websitesinden takip edebileceğiz. Dizi başlayana kadar bu minisode'larla ve yayınlanan promo posterleri ile idare edeceğiz.





Posterler çok eğlenceli. Özellikle VILF olanı. MILF ve DILF'ten sonra True Blood ekibi kışkırtıcı bir sözcük türetmiş; "VILF: Vampire I'd Like To Fuck". :)

"Eric & Pam" adlı ilk minisode'u izlemek için: http://www.hbo.com/true-blood/index.html

17 Mart 2010 Çarşamba

Box Set Furyası 6

Dizi box setlerinde oldukça bereketli birkaç ay yaşadık. Özellikle True Blood'ın 1. sezon ve Samantha Who'nun 2. sezon box setinin çıkmasına çok sevindim. Samantha Who iyi gitmesine ve çok beğenmeme rağmen 2. sezonu ile finali gerçekleştirdi. Samimi ve güzel bir finaldi. Seti çıkan diğer bir dizi NCIS: Naval Criminal Investigative Service. "Crime investigation" dizilerinin bokunu çıkarmadıkları yetmezmiş gibi bir de donanma versiyonunu çıkarmışlar. İzleyip görmek lazım tabi.



Ugly Betty 3. sezon seti ile sevenlerine kavuştu, ancak bu sezon diziyi yayından kaldıracakları haberi hepimizi üzdü. Piyasada bu kadar niteliksiz diziler varken Samantha Who ve Ugly Betty'nin yayından kaldırılması çok saçma. 4400'ün 2. sezonu seti çıkan diğer dizilerden biri. Uzaylı film ve dizilerinden nefret ettiğimden bu diziye zamanında hiç şans vermedim.
Grey's Anatomy'nin spin-off'u olan Private Practice, bu ay 2. sezonu çıkan dizilerden biri. Son olarak da Mentalist 1. sezonu ile Türkiye fanlarına ulaştı. Henüz izlemesem de merak ettiğim dizilerden bir tanesi.



P.S. Box setlerle ilgili güzel bir haber vereyim. Şu anda D&R'da box set kampanyası var. House MD 1. ve 2. sezonunu ve Las Vegas'ın 1., 2. ve 3. sezonunu 30 TL'ye alabilirsiniz. Box Set canavarları kaçırmayın bunu :)

7 Haziran 2009 Pazar

Vampir Erotizmi Tam Gaz

Merakla beklediğim True Blood'ın 2. sezonu 14 Haziran'da start alacak. Promo fotolarına bakılırsa yine buram buram kan ve erotizm var :)


CW kanalı da vampir erotizmine Vampire Diaries dizisiyle Eylül'de başlayacak. Daha önce Twilight'a vampirli One Tree Hill demek için erken davranmışım galiba. Çünkü bu dizi tam anlamıyla vampirli One Tree Hill. Lisede erotizm, skandal, drama ve vampirler. Uuuuuu! Yummy ha? :) Promosunu izledim de Twilight'ı geride bırakmış efektler ve oyuncluklarla :) Boone'un hatırına birkaç bölüm izlerim herhalde.


26 Ocak 2009 Pazartesi

Twilight Film Mi Dizi Mi?

Twilight filminde büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Bir film bekliyordum ve 1 sezonluk vampir gençlik dizisi ile karşılaştım. Okula yeni başlamaktan tutun sezon sonu balosuyla biten komple 1 sezonluk vampirli “One Tree Hill" dizisi. Hiç abartmıyorum, "One Tree Hill" dizisi vampir filmi olsaydı "Twilight" olurdu başka bir şey olmazdı.

Böyle boş bir film, kötü diyaloglar ve kötü oyunculuklar. Gerçi oyunculuk var mı o da tartışılır. Vampirlerimiz cool bakışlarını atmaktan başka ne yaptılar ki? Muhtemelen dizi olacaktı ama son anda True Blood dizisi ortaya çıkınca 180 derece dönüp film yapmaya karar verdiler. İyi de ettiler tabi, ergen kızlarımız “Edward, Edward!” diye orgazm çığlıkları atmaya başladı bile.

True Blood dizisini film yapsalardı daha mükemmel bir film olurdu inanın bana. Hele True Blood'taki görsel efektler 1000 basar Twilight'a. Filmde bir ağca tırmanmaları var gülmekten ölürsünüz. Güya romantik bir sahne! Amele gibi Bella'yı sırtına alıyor Edward ve amele gibi taşıyor kızı dağlarda, taşlarda. Bir ara çok güldüm bu ağaca tırmanma sahnesinde. Kaplan ve Ejderha filmi geldi aklıma, ama o filmdeki estetik yoktu tabii! Taştan taşa sekmeleri, atlamaları vardı onlar da çok komikti. Ayrıca anlamlandıramadığım bir beyzbol sahnesi vardı, yönetmen ne yapmaya çalışmış belli değil. Efekt yapmaya çalışmış olmamış, action yapmaya çalışmış olmamış, hiçbir şey olmamış. Sahnenin en iyi tarafı fonda çalan Muse grubunun “Supermassive Black Hole” şarkısıydı. Bu gaz şarkıda nasıl gaz bir sahne çekilirdi anlatamam. En azından Harry Potter filmindeki “quidditch” sahnelerini izleseydi amatör yönetmenimiz Catherine Hardwicke, belki biraz işini görürdü.

Heroes sosu da katmışlar filme. İyi vampir kızımız Alice, geleceği görüp kara kalem çalışmalarıyla geleceği betimleyebiliyor. Başkarakterimiz Edward da (Robert Pattinson) zihin okuyabiliyor, ama insanların aklından geçen konuşmaları seyirci duysun diye hiç kasmamışlar. True Blood'ta o zihin karmaşasını seyirci bile yaşıyordu izlerken. Vampirlere biraz yetenek verelim demişler, ama ne yeteneği iyi tasvir edebilmişler ne de yansıtabilmişler.

Serinin 3 kitabı daha varmış. Bu da demek ki 3 sezonluk sıkıştırılmış dizi versiyonlarını beyazperdede yine izleyebileceğiz. Ama sıkıştırılmamış daha kaliteli bir vampir dizisi isterseniz, True Blood derim başka bir şey demem.

Dip Not: Filmin afişi bile rezalet :)

11 Ocak 2009 Pazar

True Blood

Not: Az biraz spoiler içerir :)

Vampir dizilerinden ve filmlerinden nefret ederim. Hep aynı klişe şeyler, kana susamış canavarlar, B movie efektleri ve keskin köpek dişleri. Vampir yapımlarından nefret etmeme rağmen True Blood’ın etkisine ben de kapıldım. Belki de normal bir vampir dizisi olmadığı için olabilir. Hikâye günümüzde geçiyor ama bu sefer vampirler insanların arasına karışmış ve gizli yaşamıyorlar, hatta vampir yasaları çıksın diye uğraşıyorlar.

“Underground” olarak takılmayan vampirler Japonların ürettiği sentetik kanı, yani Tru Blood’ı içerek “mainstreaming” yapıyorlar, yani gün yüzüne çıkıyorlar. Hikâye zaten diğer vampir dizi ve filmlerinden çok çok yaratıcı. Vampirler ve insanlar arasında evlilikler, vampir barlar ve vampirlerle dostluklar var bu dizide.



Kötü vampirler var ama genel mesaj, vampirler de insanlar gibidir. Başrol vampirimiz Bill (Stephen Moyer ) gerçekten çok yakışıklı ve karizmatik bir vampir. Bill, başrol kızımız Sookie (Anna Paquin) ile aşk yaşıyor ve yaşadıkları Bon Temps taşra kasabasında yeni vampir gelişmelerine ayak uydurmaya çalışıyorlar.

Eskiden vampirler insanları avlarlardı kanları için, burada da insanlar vampirleri avlıyorlar kanları için. Vampirlerin kanları çok etkili, bir damlası insanı çok güçlü biri, seks ilahı ve duyuları çok gelişmiş birine dönüştürüyor. Bir de uyuşturucu gibi kafa yapıyor bu vampir kanı. Sookie’nin kardeşi Jason (Ryan Kwanten ) bu yüzden sürekli başı derde giriyor, bu vampir kanı takıntısı yüzünden.

Sadece vampir dizisi olarak düşünülmesin dizi. Karakterlerin çok değişik güçleri var. Örneğin Sookie zihin okuyabiliyor. Bill’e aşık olmasının bir diğer nedeni de Bill’in zihnini okuyamaması, bir nevi huzur buldu onda. Zihin okumayı her zaman çok eğlenceli bulmuşumdur, bu özelliğe sahip olmak çok deli bir şey olurdu : ) Bu özelliğin yanında Merlotte Bar’ın sahibi Sam (Sam Trammell) bir “shapeshifter”, yani şekil değiştiren. İstediği zaman köpeğe dönüşebiliyor. Dizinin son bölümlerine doğru bir kadın da katıldı, onu da otobanın ortasında çıplak bir şekilde gördük, yanında yaban domuzu vardı. Sonra Sam’in tanıdığı çıktı, onda da farklı yetenekler olabilir. Bir de kurt adamların varlığı hakkında olumlu şeyler söylendi dizide. 2. sezonda bir kurt adam karakteri de gelebilir, çünkü sezon sonuna doğru hızlı bir şekilde Lafayette’e ( Nelsan Ellis ) bir şey saldırdı ama göstermediler. Saldıran şey kurt adam olabilir.


Bu arada Lafayette de kuzeni Tara (Rutina Wesley) gibi çok ilginç bir zenci karakter. Canı istediğinde Merlotte Bar'da makyajla çalışıyor, arada da eşcinselliğine laf atan adamları eşek sudan gelene kadar dövüyor. Tara da herkese laf sokan, huysuz, deli gibi küfreden ve herkesten nefret eden bir kız. Bir ara annesi içinde şeytan olduğuna inandırmıştı da kendisine "exorcism" yaptırtmıştı bu huylarından kurtulmak için.

Dizinin jeneriği ve şarkısı da (Jace Everett–Bad Things) çok güzel. Biraz ütkütücü olan jenerik, dini bir belgeselden esinlenerek yapılmış.. True Blood’ın yaratıcısı, Six Feet Under’ın da yaratıcısı Alan Ball olunca böyle değişik ve güzel bir şey çıkması garantiydi zaten

Dizide komik detaylar da var. Örneğin bir gazetede “Angelina Jolie vampir bebek evlat edindi” haberi ve “Fantasia” vampir barında duvarda duran “George W. Bush” portresi gibi detaylar. Dizinin birinci sezonu 12 bölüm ve 2. sezonu seneye başlayacak. HBO yapımlarına her zaman güvenim sonsuz olmuştur ve bu dizi de beni hayal kırıklığına uğratmadı.

28 Kasım 2008 Cuma

House MD Sezon 5 / Epizod 9 - Son Çare



Uyarı! Ciddi spoiler içerdiğini belirtmek istiyorum.

House MD, 5. sezon 9. epizodu en heyecanlı epizodlardan biriydi. Hastanede ilgilenilmeyen kızgın hasta yanında rehine hastaları alarak Dr. Cuddy’nin ofisine gider. Dr. House (Hugh Laurie) her zamanki gibi Cuddy’yi çıldırtmak için ofisinde iş üzerindedir ve rehinelerle birlikte hasta kişi odaya girer. Evet, hastayken hastalığımızdan,ağrı ve semptomlardan kurtulabilmek için gerekirse adam öldürebilecek kıvama geliriz. Adam da o duruma gelmiş artık, tanı ve tedavi istiyor. 16 doktor ve yıllardır süren testler hiçbir işe yaramamış. Odada da tüm tanıların efendisi, tedavilerin ustası House var tabii. Süper kahraman gibi olayı çözmesi gerekiyor masum hayatları kurtarmak için. Bu arada “Dog Day Afternoon’u yeniden mi çekiyorsun tedavi olmak için?” esprisi gayet şıktı. (Dog Day Afternoon, 3 çaylağın banka soyması üzerine bir suç-drama filmiydi hatırlarsanız.)

İlk teşhisi koyduktan sonra Cuddy (Lisa Edelstein) yardımı ile ilacı alır, ancak kızgın hasta düzenbazlık istemediğinden başka birinin üzerinde denenmesini ister. House, başka birinin üzerine dener ve iğne yapılan kişi bayılıp şoka girer. Kandırıldığını sanan hasta da rehinelerden birinin ayağına sıkar. House bütün ekibini toplayarak konferans görüşmesi ile incelemeye başlar hastayı. Bu bölüm gerçekten acımasız olmuş. İstenen her ilaçtan 2 tane getiriliyor ve çeşnicibaşı gibi Thirteen ilaçları denemeye başlıyor.

Hasta dersine iyi çalışmış ayrıca, çünkü toksik incelemesi için Kutner (Kal Penn) ve Taub (Peter Jacobson) evine gittiğinde her şeyin hazır olduğunu görür. Ne hasta ama! Kullandığı tüm ilaçları, bitkileri, dosyaları, ıvır zıvırları evinde masasının üzerine dizmiş incelesinler diye.

Dr. Chase (Jesse Spencer), "her eli silahlı kişiye yardım ediyor olacaksak ben bu işte yokum" diye ekipten çıktı. Neden dizi senaristleri ona fazla rol vermiyorlar anlamış değilim. Bu bölümde başka birisi, örneğin Kutner’ı “ben kabul etmiyorum” diye öne sürebilirlerdi. Zaten Chase’in 4. ve 5. sezonda adamakıllı rolü yok, ki 3. sezonun bitimine kadar yıldızlardan biriydi. Ama şimdi sadece 1–2 dakikalık rolleri var. Neden diziden ayrılmıyor ki? 2 dakikalık rol mü olur canım?

Ne kadar bencilce değil mi, kendi hayatını kurtarmak için ilaçları başkasını üzerinde deneten, katilce öldürmeye çalışan, hastalığından kurtulamaya çalışan bir deli. Karnıma ağrılar girdi izlerken, silahı alıp poposunda patlatmak istedim.

Kanser olabileceği düşünüldü, ama röntgen yapılması gerekiyordu. Bu nedenle 2 rehine vererek anlaşma sağladı hasta. SWAT ekipleri dışarıda olduğu için, hasta ortada olacak şekilde birbirlerini bağlayarak etten duvar oluşturdular ve radyolojinin yolunu tuttular. Panic Room filmi gibi tek odada çekim yapılmasından kurtuldular böylece. Bu arada, daha önce Damages ve True Blood’ın bir bölümünden Baş Vampir olarak tanıdığımız Zeljko Ivanek hastayı oynuyordu ve gerçekten iyi bir seçim. Solgun yüzü ve morarmış gözleriyle hastalıklı ve vampir rollere gerçekten çok uyuyor.

Radyoloji odasında röntgen çekilemedi doğal olarak, hasta silahlı bir şekilde röntgene girdiği için. Silahını almayı ikna etti House ve röntgende tümör olmadığı anlaşıldı. House her zamanki gibi sıradan bir doktor olmak istemediği, yanılma onun kitabında olmadığı için silahı geri verdi teşhislerine devam edebilmesi için.

House tüm tanılarında yanıldı ve çeşnicibaşı olarak kendini kullandırtmaya izin veren Thirteen’in (Olivia Wilde) böbrekleri iflas etti. Diğer rehinelerin bazıları kaçtı ve bazıları da ilaç alabilmek için takas edildi, odada Thirteen, hasta ve House kaldı sadece. Son bir tanı daha koydu House, ama ilacı alabilmesi için House’ı yolladı bu sefer hasta.

Thirteen’in performansı müthişti, “Ölmek istemiyorum” derkenki yaşama isteğini kanımda hissettim. Bu epizod gerçekten inanılmazdı. 4. sezon 15. epizod “House’s Head” ten sonraki en iyi epizodtu ve normalinden 10 dakika daha uzun sürdü.


Ve final sahnesi; hasta yakalanır, House slow motionda hastaya bakar ve işaretle nefes almasını ister. Hasta rahat bir şekilde nefes alarak minnettarlığını bakışlarıyla gösterir. Hastanın tanısı melioidozistir. Thirteen diyalize yatırılır ve Foreman’in (Omar Epps) önerdiği Huntington ilaç testine katılmayı kabul ederek yaşamayı seçer. The End :)