showtime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
showtime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2011 Perşembe

Yeni Diziler: “Mutlaka İzleyin”

Geldik serimizin sonuna. Bu sezonun mutlaka izlenmesi gereken dizileri aşağıdadır. Ben çok beğendim, umarım siz de beğenirsiniz.

Shameless

Bu sezonun en yaratıcı işlerinden biri diyebilirim. Orijinali İngiliz dizisinden uyarlama olsa da oldukça başarılı adapte edilmiş. Devletin verdiği geçim maaşıyla geçinen işe yaramaz bir baba ve hiç ilgilenmediği 6 çocuğu. Hepsi sefalet içinde yaşıyor, ama duygu sömürüsü yapacaklarına izleyenlere hayat aşılıyor. Sefaletin eğlenceli şiirini yazıyorlar bir nevi. Dizi çok eğlenceli ve bazı sahneleri kült olabilecek başarıda. Bu diziyi mutlaka izlemelisiniz.



Big C:

Televizyon tarihinde çok büyük bir melodramın, konusunu başka öğelerin ve hayatların içinden geçirip yumuşatarak izleyiciyi avcunun içine alması çok görülmüş bir formül değil. Six Feet Under ve Brothers&Sisters bunun güzel ve öncü örnekleriyken, Big C hepsinin ötesinde kişisel bir yolculuğa ortak etti izleyenlerini. Bir kişinin dramından binlerce kişi için umut ve yaşam felsefesi adına paylaşımlar türedi. İzlediği yol ve anlatımı gerçekten insanlarla özel bir bağ kurdu ki, ilk bölümün yayınlandığı akşam Amerika'da kendi adına bir izlenme rekoruna da imza attı. Lauren Linney gerçek bir performans sergilemeseydi dizinin akıbeti aynı olur muydu bilemiyorum ama o gerçeklik duygusuyla en iyi kadın oyuncu ödülünü kucaklaması da kimsenin aklında bir sürpriz ya da şans olarak kalmayacaktır sanıyorum. Jeneriğini seyretmek bile dizinin sakinliği ve yaşamla bağını anlamaya yeter. Yeni sezon için beklemedeyiz.


Outsourced
Döndüğü yöneticilik eğitiminden sonra bütçe ayarlamalarından dolayı çalışacağı çağrı merkezinin Hindistan'a taşındığını gören Todd Dempsy, ödeyemeyeceği 40.000 dolarlık eğitim bursu yüzünden Hindistan'a gitmek zorunda kalır. Çağrı merkezleri oldukça hareketlidir ve yaşanan komik olaylar yüzünden paha biçilmez yerlerdir. Hele ki konu zar zor İngilizce bilen Hintlilerle geçerse komedi tadından yenmez. Dizi biraz ırkçı olsa da insan kendini gülmekten alamıyor. İngiltere yapımı “Outsourced” filminden uyarlanan dizi gerçekten başarılı. Gupta süper bir karakter ve durmaksızın konuşma yetisine sahip. “Adamlardan birisini sırf kovmak için işe aldım, diğerleri korkup daha çok çalışırlar” diyen supervizör de harika sayılır. Çağrı merkezinde sattıkları ürünler ayriyeten komik. Örneğin “Sweet Home Alabama” şarkısını söyleyen geyik, zıplayan memeler, taciz eden köpek, osuran bahçe cini vs. Ben Rappaport’un sektördeki ilk rolü olmasına rağmen oyunculuğu çok keyifli.

Walking Dead:

Sinemada yıllarca çok kullanılmış ve sanki sadece sinemaya aitmiş gibi düşünülen bir konunun, yani zombilerin televizyonda bir korku değil de drama olarak yayınlanması fikri bile zaten başlı başına orijinal. Oyuncuların dramatik performanslarından öte karakterlerin psikolojik ilişkilerinin de iyi işlenmiş olması diziye burun kıvırmamak için büyük etken. Zombi filmlerinden hoşlanmayan izleyiciyi bile merakla kendine bağlaması, dizi izleyicisinin beğeni ve alışkanlıklarının nasıl sabote edilebileceğine iyi bir örnek. İlk sezonu altı bölümle sınırlandırılsa ve ikinci sezon için bir yıl gibi uzun bir ara verilse bile Walking Dead hatırı sayılır bir hayran kitlesi elde etmiş durumda. TV'de farklı bir konuyu takip etmek ve alışkanlık edinmek adına alternatiflerin yolunu açan dizilerden biri olmasıyla bile ilgiyi hak ediyor bence.


Raising Hope

Piliot bölümü jet gibi hızlıydı ve bir bölümde akla gelmeyecek her şey oldu diyebilirim. Hayatını daha planlama aşamasına geçmemiş genç bir erkek, bir gece bir kızı kurtardığını sanırken kızın erkek arkadaşlarını öldüren bir katil olduğunu öğreniyor. Kız, Jimmy’den hamile kalıyor ve hapsi boyluyor. Elektrikli sandalye cezasına çarptırılıp idam edildiğinde de Jimmy çocuğa bakmak zorunda kalıyor ve olaylar gelişiyor.

10 Şubat 2011 Perşembe

Yeni Diziler – “Sakın İzlemeyin”

Uzun bir aradan sonra Merhaba a dostlar! :) Dizileri izliyorum ama o kadar tembelim ki yazamıyorum. Blogger zaten hiç kullanıcı dostu değil ve işimi daha da zorlaştırıyor. Ama arayı kapatmak için 3 posttan oluşan bir seri ile hangi dizilerin çok iyi, çok kötü ve idare eder olduğunu paylaşacağım ve gerisi size kalacak :)

İlk serimiz “Sakın İzlemeyin” serisi:


Better With You
Dizi, ilişkileri 7,5 hafta olan Mia ve Casey, 9 yıllık olan Maddie ve Ben ve 35 yıl olan Vicky ve Joel etrafında şekilleniyor ve vasat bir yapım olarak beklentileri karşılamıyor. Bir olayı, farklı ilişki uzunluğu yaşayanların nasıl tepki verdiğini Mia ve segilisi, Mia’nın ablası ve eniştesi, Mia’nın annesi ve babası arasında görebiliyoruz. Fikir çok yaratıcı değil. Zaten Mia rölündeki hanım kızımız dizi piyasasındaki bahtı karalardan biri. En son Privileged'ta baş roldeydi ama o bile 1. sezonun finalini göremeden kaldırıldı. Bu dizi de 2. sezonu göremeyecekler arasında.


Episodes
İngiltere'de çok popüler bir dizinin Amerikan versiyonunu yapmak isteyen yapımcı, Sean ve Beverly Lincoln'u Los Angelas'a taşınmalarını ve dizinin Amerika uyarlamasını yapmalarına ikna eder. L.A.’ye gelen çift başrolde orjinal Julian'ı oynamayacağını, onun yerine yıllar sonra TV'ye geri dönecek olan Matt LeBlanc'ın seçildiğini öğrenirler. Matt LeBlanc kendini oynuyor dizide, bir nevi dzi içinde dizi. 2 bölüm izledim ve sıkıntıdan ölüyordum neredeyse. Çok sıkıcı ve ilk defa Showtime beni hayal kırıklığına uğrattı. Dizi, Matt LeBlanc sektöre geri dönsün diye yapılmış resmen.


Melissa and Joey
Dizi, belediye başkanı olan bir kadının bir aile skandalından sonra yeğeni ile birlikte yaşamak zorunda kalmasını ve binbir türlü gariplikle onun yanında çalışmaya başlayan erkek dadıyı konu alıyor. Sabrina'dan sonra yine aynı oyunculuk. Konu ilginç değil, diyaloglar ilginç değil, komik bile değil. Sabrina hatrına izlemek isteyebilirsiniz ama birkaç bölümden sonra Sabrina’nın canı cehenneme derken bulabilirsiniz kendinizi.


Mike and Molly
Şişman bir öğretmen ile şişman bir polisin aşkı diye özetleyebiliriz. Şişmanlığın garip bir şey olduğunu gözümüze sokmasaydı sevimli bir dizi diyebilirdim. “Kilo mu aldın? Kilo mu verdin?” sürekli kullanılan cümleler. Kilo verme dönemimdeyim diye çok mu duyarlıyım bilmiyorum ama hoş şeyler değil bunlar :) Özellikle Ayşe Arman'ın obezite dosyasından sonra çok duyarlı oldum sanırım. Espiriler ve diyaloglar ilgi çekici değil. Dizinin tek ilginç karakteri Molly'nın ablası, marijuana tüttürmeyi seven ve kesinlikle Molly'nin öz ablası olup olmadığı belli olmayan bir kadın. Seveni var, birkaç sezon da uzar bu dizi ama benim dizi çöplüğümde çoktan yerini aldı.


The Cape
Spawn’ın bilimkurgu öğeleri içermeyen dizisi diyebiliriz. Dizide, tuzağa düşürülmüş bir baba modern bir kahramana dönüşüyor ve kötülüklere karşı savaşmaya başlıyor. Vasat bir hikaye ve vasat oyunculuklar. 10. bölümden sonra devam kararı almadılar henüz. Böyle devam ederse 1. sezonun finalini bile göremeyecek.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Hemşire Jackie

Daha önce Hemşire Jackie'yi tanıtan kısa bir yazı yazmıştım ve diziyi çok merak ettiğimi söylemiştim. Sonunda diziyi izlemeye başladım ve diziye hayran kaldım. Edie Falco gerçekten müthiş bir oyuncu ve dizideki her karakter nev-i şahsına münhasır.

Edie Falco yani Jackie, gündüz uyuşturucu kullanan, doktorlarla kafa tutan, evlilik yüzüğünü çıkararak eczacıyla ilişki kuran ve ondan Vicodin gibi ilaçları temin eden sarkastik bir hemşire, akşamları da kocası ve 2 kızıyla normal bir annedir. Dizi 25 dakika sürdüğü için nasıl başlayıp nasıl bittiğini anlayamıyorsunuz ve bazen hüzünlenirken bazen de kahkahalara boğulabiliyorsunuz.

Jackie'nin ilginç bir karakter olduğunu düşünüyorsanız siz bir de geri kalan ekibi görün;



Dr. Eleanor O'Hara (Eve Best): Hastanede burnundan kıl aldırmayan, zengin ve Jackie hariç kimseyle arkadaşlık kurmayan hastanenin en iyi doktorudur. Sadece o Jackie'nin sırlarını biliyor. Sarkastik yönü Jackie'yle yaraşacak boyuttadır ve Jackie ile geçirdiği öğle yemekleri "Sex and the City" sahnelerini aratmaz. Dr. O'Hara o kadar zengindir ki limuzin ve kendi şöförüyle işe gidip gelmektedir. Bir bölümde Jackie'ye "Ekonomik kriz var diyorlar ama beni hiç etkilemedi" bile diyebiliyor.

Mohammed 'Mo-Mo' De La Cruz (Haaz Sleiman): Müslüman bir gay erkek hemşireyi canlandırıyor (ya da müslüman gay bir erkek hemşire mi denilir?) En neşeli ve keyifli karakterlerden biri. Hemşire Jackie ile diyalogları çok eğlenceli.


Dr. Fitch Cooper (Peter Facinelli) İki lezbiyen annenin çocuğu olan bu doktorun kişiye özgü ilginç bir rahatsızlığı var; Cinsel Tourette Sendromu. Gergin olduğunda, strese girdiğinde veya ne yapacağını bilemediğinde karşısındaki kişinin göğüsünü yakalıyor. Karşısındaki kişi kadın olursa olay daha da komikleşiyor.

Zoey Barkow (Merritt Wever): Çaylak hemşire rolündeki bu kızımız kelebek gibi süzülüyor hastane koridorlarında ve Polyanna gibi saflaşabiliyor. Herkes ona laf sokuyor, ama onun umrunda bile değil.

Dizi listeme bir "dizi çentiği" daha atmış oldum böylelikle. Listem çok kabarık ve çok fazla vaktim yok. Yani her an Dr. Fitch Cooper gibi yoklama yapabilirim :)

P.S. Bu arada dizinin jeneriği çok iyi. Her Boku Bilen Adam, sana sesleniyorum, bu jeneriği de seveceksin :)

12 Haziran 2009 Cuma

Nurse Jackie

Yaz sezonuna girdik girmesine ama dizi sektörü yaz sezonunda da harıl harıl çalışıyor. Amerika şu anda bir dizi ile çalkalanıyor. Henüz ilk bölümü yayınlanmış olmasına rağmen o kadar çok reyting kazanmış ki ilk bölümden 2. sezonu garantilemiş. Hangi dizi mi? Showtime kanalının Hemşire Jackie'si.





Jackie başrolünde mafya dizisi Sopranos'un Edie Falco'su var. Hiç sevemediğim bu dizinin en özel karakteriydi kendisi. Dizi bir hemşirenin kara komedi ve drama içeren hayatını paylaşıyor bize. Bol doktor, hemşire, drama, Ally McBeal, komedi sosu var yani. Çok merak ediyorum diziyi. Bakalım bu bol sos miğdeyi mi bulandırır yoksa çok mu lezzetli olur :)

10 Ocak 2009 Cumartesi

Tara Birleşik Devletleri

Orjinal hikâyesi Steven Spielberg’a ait olan “The United States of Tara” Showtime kanalının yeni 13 bölümlük komedi dizisi. Juno’nun senaryosunu yazmış olan Diablo Cody hikâyeyi geliştirerek dizinin yapımcılığına imza atmış. Kendisinden mükemmel komik ve alayci diyaloglar bekliyorum Juno’yu referans alarak. Başrolde de Toni Collette var. Kendisini çok beğenirim, her rolün altından başarıyla kalkabilmiştir.

“Bir kişi, bir çok kişilik” sloganı ile dizi 18 Ocak’ta başlayacak. Dizinin konusu “dissosiyatif kimlik bozuklugu” (dissociative identity disorder) olan ev hanımı Tara’nın hayatı etrafında şekillenecek. Evet, tahmin ettiğiniz doğru! Toni Collette, Tara dahil 3 kişiyi daha canlandıracak ve 4 karakterle omuzlarına çok büyük bir yük alacak. Diğer 3 karakter T, Alice ve Buck.

Fotoğraflara bakarak yorum yapacak olursam, Tara’nın karakterlerin en normali olacağını görebiliriz. T, avam ve çılgın biriyken, Alice de Desperate Housewives’taki Bree karakteri gibi dağınklığı sevmeyen, titiz ve kuralları olan kadın olacak. Buck hakkında kesin yorumlar yapamıyorum, çünkü dissosiyatif kimlik bozukluğunu bilmediğim gibi, bu hastalığı olanlar karşı cinsten biri gibi davranıp davranmadığını da bilmiyorum. Yani fotoğrafa bakacak olursak Buck erkek (orduya hizmet etmiş bir asker) de olabilir, kadın (maskülen bir lezbiyen) da olabilir.

Toni Collette’in işi çok zor. Günümüzde oyuncular tek karakteri layığıyla oynayamazken, Toni, 4 karakteri birden canlandıracak. Belki de oyunculuk çıtasını yükselterek yeni bir devrim de yaratabilir. Tamam, zamanında Meryl Streep “Angels in America”da yine bir çok yan karakteri canlandırdı ama başrolde olan bu kadar çok karakterin olduğu diziyi ilk defa görüyorum.

Dediğim gibi Toni Collette, dizi oyuncularının performans çıtasını yükseltmiş oldu. Belki de meslektaşları ondan nefret edecek ama herkes çıkacak şaheseri merakla bekliyor olacak.