4 Nisan 2009 Cumartesi

5 Kere 5

Cumartesi sabahları NTV'de çok güzel bir program başladı. "Şerefsizim benim aklıma gelmişti" cümlesi maalesef ki ağzımdan çıktı. Çünkü zamanında böyle bir program olsaydı çok iyi reyting alır diye düşünmüştüm :) 5 uzman kişinin biraraya gelerek "public speaking" havasında o haftaki konularını anlatmaları, röportaj yapmaları ve sonra da toplu bir şekilde bunları yorumlamaları çok güzel. Çok samimi olduğu için ev havasında, sanki onlara misafirliğe gitmişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Mesela geçen hafta hepsi pijamalı bir şekilde bize günaydın dediler. Cumartesi günleri bu rahatlığı özledikleri için ve değişiklik olsun diye bu şekilde yapmışlar.

Kendi konularında uzman beş kişilik eküriyi, Didem Kanca Üstay (diyetisyen), Ebru Kılıç (gazeteci/dekoratör), Alper Kotaman (erkek stili/dergici), Hakan Demiray (spor hocası) ve Ferhan İstanbullu (moda yazarı) oluşturuyor. “5 Kere 5”te her hafta moda, erkek stili, kişisel spor, dekorasyon ve diyetle ilgili birbirinden ilginç konular işleniyor.

Mesela bu hafta şu konular işlendi:

-Hakan Demiray kinesis sporunu tanıttı.
-Ebru Kılıç tasarımcı Eren Yorulmazer’in evinde bir tur attı ve Nurus markasının tasarımlarını tanıttı.
-Didem Kanca Beykoz’da bir kadının buzdolabını bastı ve neler var neler yok inceledi.
-Alper Kotaman “Erkekler gömlek içine atlet giymeli mi, giymemeli mi?” ikilemini araştırdı.
-Ferhan İstanbullu ise Cerruti ile röportaj yaptı.

Cumartesi gününüze güzel bir kahvaltı ve güzel bir programla keyifli bir başlangıç yapmak istiyorsanız "5 Kere 5" her Cumartesi 12:10'da NTV'de :)

2 Nisan 2009 Perşembe

Chuck 3D

"İlle de 3 boyutlu olsun, isterse çamurdan olsun" diyenlenlerdenim ben. Bayılıyorum 3 boyutlu filmlere ve kliplere.

3. Boyut, TV adına büyük bir şey. Yıl bilmem kaç, hatırlamıyorum şimdi. Show Tv yılbaşı gecesinde Hülya Avşar Show'u, Emel Müftüoğlu'nun klibini ve Tutti Frutti'yi 3 boyutlu yayınlamıştı da sinirimden çatlamıştım. O zamanlar Raksotek mağzalarında satılıyordu 3D gözlük. Gözlük alma işini son güne bırakınca hiçbir yerde bulamamıştım gözlüğü. Kişisel TV tarihime göre büyük bir trajediydi :) Kuru kuru izlemiştim Hülya Avşar'ı ve Emel'i. Tutti Frutti'yi hiç sormayın zaten. Bizim jenerasyondan hiç kimse adam akıllı izleyememiştir o programı :)



CNBC-E dergisi Nisan ayında 3 Boyutlu gözlük veriyor. Derginin kapağı ve derginin içindeki Chuck dizisi ile ilgili fotoğraflar 3 boyutlu. Cnbc-e bununla da yetinmemiş ve 13 Nisan 2009 Pazartesi Saat 20:00'de yayınlanacak Chuck dizisini de 3 boyutlu yayınlıyor. Dergi ile verilen bu gözlükle 3. boyuta geçiyorsunuz. ( Gerçi Samanyolu Tv 5. boyuta geçti ama neyseee :)

Kaç yıl önce kaçırdım ama bu sefer kaçırmaya niyetim yok. Dizi tarihindeki bu dönüm noktasını kaçırmayın ve 13 Nisan'da benim gibi gözlükleriniz takılı ekran başında olun :)

31 Mart 2009 Salı

Seyhan Jones’un Günlüğü

Sevgili Günlük,

Ali mi Halim mi karar veremiyorum yine? :) Kilo : 55 / Sigara : 34




Halim’le Ali’nin lokantadaki kırdılı döktülü kavgasını gördükten sonra Bridget Jones geldi aklıma : ) “Bridget Jones’un Günlüğü” filminde Hugh Grant ve Colin Firth bir Yunan lokantasında kapışmaya başlıyorlardı. Çok komik kavga ettikleri gibi kavganın sonunu lokantanın camından fırlayarak noktalamışlardı. Mark Darcy ve Daniel Cleaver karakterlerinin tam karşılığı olmasa da dizide kısmen Halim, Mark Darcy’ye Ali de Daniel Cleavar’a benzetilebilir.

Seyhan, Bridget Jones’a karşı! Bir yandan hayatın sorunsuz ve güvende yaşanabileceği evlenilecek erkek Halim Darcy diğer yandan da eğlenilecek ve heyacanlanılacak Ali Cleavar. Bridget Jones’un ezik ama güçlü karakterine karşı, Seyhan’ın güçsüz ve pasif karakteri karşı karşıya. Seyhan, hayatının başkaları tarafından yaşanmasına izin veren hayatsız bir kadın. Çareyi ablasının çizdiği kaderiyle Adana’nın taşlı yollarında buluyor. Gelecek haftaki fragmana göre bu "Üçlü Bridget Jones Tangosu" devam edecek görünüyor. Fragmanda, Halim “Sana yar etmem onu” diye bağırıyordu Ali’ye.

Acil durum arabasına çok gülüyorum ya. Meliha’nın arabası sadece acil durumlarda ortaya çıkıyor. “Çocuklar mı kayıp alın benim arabanın anahtarlarını, Seyhan evden mi kaçtı alın benim arabayı.” Bu sefer de acil durum olarak Seyhan’ı otobüs terminaline bıraktılar ve Halim’le Ali için hastaneye yetiştiler. Kızkardeşlerin üçü de araba kullanmayı biliyor valla, bu sefer Feride şöför koltuğundaydı :)

28 Mart 2009 Cumartesi

Benim Annem Bir Melekti Yavrum!

Benim Annem Bir Melek dizisini ( İşbu dizi, adının uzunluğu nedeniyle bundan sonra BABM olarak adlandırılacaktır :) arada sırada Tv’de denk gelirse kaçırmamaya çalışıyorum. Diyaloglar ve dizi, Türk standartlarına göre iyi sayılır. Karakter bakımından da sevdiğim karakterler bulunmakta. (Kapıcı, kapıcı karısı ve Oya Başar’ın canlandırdığı anne karakteri gibi.)

BABM'i izlenebilir yapan baş etkenlerden biri Oya Başar. Olacak O Kadar’dan beri bayılıyorum Oya Başar’a. Bana hep çok komik gelmiştir. Bazıları nefret etse de mest oluyorum “overacting” oyunculuğuna, aşırı doz mimiklerine ve volümlü sesine. Kadın tek başına bile götürebilir her şeyi, bu kadar iddialı ve başarılı. En komik bölümleri, Yemekteyiz, Desti İzdivaç ve Sabah kadın kuşağı programları ile dalga geçtikleri bölümler oldu şu ana kadar. O bölümlerde de Oya Başar başrolde tabii. Garfield gibi gözlerini kısıp dudaklarını büzmesi ve bu şekilde kızarak konuşması çok hoşuma gidiyor.

Bu bölümde Ali Sunal bilmediğim bir nedenden dolayı yalan söylemeye tövbe etmiş. Başını kaçırdığım için niye yalan söylemediğini anlamadım, ama aklıma direkt “Yalancı Yalancı” (Lair Liar) filmi aklıma geldi. Zekice kotarılabilecek bu çalıntı fikri bile uygulayamamışlar diziye. Tamam, fikir size ait değil anladık, bari aldığınız fikri güzel işleyin!

Diziye yeni bir oyuncu daha katılmış; Ebru Kural. Kendisi Olacak O Kadar’da en nefret ettiğim oyunculardan biriydi. Hep aynı tekdüze karakterin içine sıkışıp kalmış tek rollük kadın. Olacak O Kadar’ın tüm bölümlerinde hep aynı irite edici “overacting” oyunculuğu ile tüm bölümlerde baş gösterdi. BABM’de yine “overacting” İngiliz-Türk kırması bir kadını canlandırıyor. 5 dakika izledim, tüylerim diken diken oldu, kanalı değiştirdim. BABM’e belli ki Oya Başar’ın torpili ile girmiş. Magazin gündemini takip eden birisiyseniz mutlaka hatırlayacaksınız. ( Hemen flashback yapın Televole dönemlerine :) Levent Kırca ile Oya Başar boşanırlarken bu kadın da Olacak O Kadar’dan kovulmuştu. Oya Başar’la Ebru Kural kankaydı, Levent Kırca da ateş püskürüyordu evliliğimizi bu kadın bozdu diye. O dönemde bir “Meraba Televole” genci olduğum için olayın iç yüzünü çok merak etmiştim, hatta çatlamıştım meraktan. Kadın geri döndü valla, bakalım ne işler karıştıracak yine :)

24 Mart 2009 Salı

İstersen Solaryuma Gir, Kafan Dağılır!

Bu bölüm beni hiç tatmin etmedi, hatta en kötü bölümler arasındaydı. Seyhan aşağı, Ali yukarı, bu kısır döngüyü sonlandıramayacaklar herhalde. Dizi beni muhafazakarlaştırmaya da başladı sanırım, “Seyhan böyle yapmamalı” derken buluyorum kendimi. Durun bir dakka ya, Seyhan ne yaptı ki? Ne drama ama, sanki bütün mahalle ile “orgy” yaptı da herkes yüzüne tükürüyor. Kız ne yapacağını şaşırdı herkes üstüne üstüne geliyor. Gelecek hafta da çözümlenmeyecek bu Seyhan-Ali-Halim bermuda ilişki üçgeni. En iyisi senaristler radikal bir kararla “threesome” olayına girsinler, Seyhan da seçim yapmaktan kurtulur : )

Bölümün kum torbası Ali’ydi, tekme tokat girilerek türlü deşarj hareketleri uygulanır. Yok iki çift laf edecekmiş, yok hala neden peşindeymiş Halim de bla bla, yürü git, gonuşma leynnn : )

Yiğit’in bir önceki bölümde saçları uzundu, bu bölümde ise saçını kestirmiş. Güya geçen bölümden, yani aynı günden devam ediyor, solaryum salonunun açıldığı gün. Madem bu saç detayını göremiyorsunuz neden bu bölümde Yiğit’i 10 saniyeliğine oynatıyorsunuz ki? Amatörler!

Bölümün kırmızı kurdelalı sahneleri yine Feride’ye aitti. Mutfakta böreği yerken kendisini duvara atarak börek yiyişi vardı, 30 orgazm gücündeydi. O nasıl orgazmik börek yiyiştir ya : )

Solaryum salonunda Kenan’ın Feride’ye “İstersen solaryuma gir, kafan dağılır” demesi de absürd ötesiydi. Kafası mı dağılır yoksa dağlanır mı o da ayrı bir muamma tabii : )

23 Mart 2009 Pazartesi

Brothers and Sisters, Bir Aile Masalı

İnsan ailesinin değerini hep onlara uzakken anlıyor, özellikle de doğum günlerinde. Aile fertleri kuru kuru iyi ki doğdun, doğum günün kutlu olsun diyorlar telefonda. Oysa sarılmak istiyorsun, hayatında olduklarını hissetmek istiyorsun. Ama tek yapabildiğin 3-4 dakikalık bir telefon görüşmesi.

Brothers and Sisters’ı bu yüzden çok seviyorum. Tüm aile birbirlerine o kadar yakınlar ki, bir şey olduğunda 10 dakika sonra yanında olabiliyorlar. Güven duygusu veriyor insana. Çok özeniyorum bazen onlara. Birbirlerine yakınlıkları, bir olay başlarına gelse hemen toparlanabilmeleri, birbirlerine destek vermeleri müthiş bir şey.

Dizideki kardeşlerin hiçbirinin iyi bir dostu yok çünkü birbirlerine sahipler. Varlıkları o kadar kalabalık ki arkadaşlara bile gereksinim duymuyorlar. Kardeşler arasında çok güzel bir bağ kurulmuş, dost gibi kardeşler. Birbirlerine bazen en kötü düşmandan bile kötü olabiliyorlar ama kan bağları onları hiçbir zaman dost olmaktan uzaklaştırmıyor. Dost gibi kardeş olunca düşünün artık ne kadar derin ilişkiler olduğuna. Hem dost, hem kardeş. Çok zordur bunu başarmak. Ben mesela, sır küpüyümdür, hiçbir şeyi paylaşmam kardeşlerimle. Bazen de merak ederim, gerçek beni ne kadar tanıyorlar diye. Oysa bu dizi, karakterleri gibi öyle şeffaf ki. Belki de olması gereken bu, kendine ve ailene şeffaf olmak. Sonuçta bu dünyada sırtını dayayabileceğin kim var ki ailenden başka.

18 Mart 2009 Çarşamba

İyi ki Doğmuşum Be!

Güzel günler gördüm, acı günleri tattığım gibi. Güzel dostlar tanıdım, gereksiz arkadaşları hayatımdan çıkardığım gibi. Güzel anılarım oldu, kötüleri maziye gömdüğüm gibi. Güzel bir Aşk tanıdım. Güldüm, eğlendim, mutlu oldum, acı çektim, mutsuz oldum, hıçkıra hıçkıra ağladım, hayata küfür ettim. Ama yaşamaktan vazgeçmedim.

Bugün benim günüm, hayata karşı parmağımı sallayarak Marta Wash’tan “Carry On” şarkısını söylüyorum. İyi ki doğmuşum be:)


Carry on (Tee S Crazy Mix) - Martha Wash Todd Terry

Carry on

When the valley's deep, I'll be strong
With a mighty love to carry on
Never sleep, new day dawns

There's a new breeze blowin' tonight
Clear away the past, honey, free at last
Yes, I've paid for the choices I've made
No apologies from me

You know I'll never, no
Never lose my will
Never
Never standin' still

I'll carry on
When the valley's deep, I'll be strong
With a mighty love to carry on, carry on
I'll never sleep till the new day dawns
I carry on, I carry on

I stand alone in the eye of the storm
Pressures all around, tryin' to wear me down
But it's all right, I won't give up the fight
I said, "Lord, lift me up, let me rise above"

I'll never
Nobody's gonna take my pride
I won't stop
I will not be denied

Carry on
When the valley is deep, I'll be strong
With a mighty love to carry on, carry on
I'll never sleep till the new day dawns

I carry on, carry on
I won't let, I won't let nothing hold me
(I won't let, I won't let, no no I won't let)
(Won't let nothing hold me back)
I won't stop now, no
(I won't let, I won't let, no no I won't let)
(Won't let nothing hold me back)

Carry on
I'll carry on
(Yes, I'll carry, carry on)
Carry on
(Yes, I'll carry, carry on)
Carry on
(Yes, I'll carry, carry on)
I'll never
Nobody's gonna take my pride
I won't stop
I will not be denied
Carry on

When the valley's deep, I'll be strong
With the mighty love to carry on, carry on
I'll never sleep till the new day dawns
When the valley's deep, just carry on
When the mountain's too high, you gotta carry on
With the mighty love, mighty love
New day dawns

When the valley's deep, just carry on
When the mountain's too high, just carry on
With the mighty love
It's a new day dawn, carry on
It's a new day dawn, carry on